İTO Firma Sorgulama İşlemi Nasıl Yapılır? İTO Şirket Ve Ünvan Sorgulama
Sun, 07 Jun 2026 20:55:00 Z
Gereksinim duyulduğunda gerçek ve tüzel kişiler İstanbul Ticaret Odasına kayıt yaptırabilmeleri söz konusudur. Sizin için ITO firma sorgulama işlemi nasıl yapılır? ITO şirket ve unvan sorgulama şeklinde belirlenmiş olan konu başlıklarını tüm ayrıntılarıyla derledik.
Proforma Fatura Nedir Ve Nasıl Kesilir? Proforma Fatura Nasıl Düzenlenir
Sun, 07 Jun 2026 20:55:00 Z
Bireyler yüklü miktarlarda mal aldıklarında bu malın ödemesini anında karşı tarafa yapamayabilir. Böyle durumlarda şirketler bireylere proforma fatura kesme ihtiyacı duyar. Birçok insan proforma faturanın gerekli olduğu durumları tam olarak bilmeyebilir. Bu konuda bilinçli olmak yapılan alışverişlerin sağlıklı yürütülmesi için önem arz etmektedir. Bu amaçla proforma faturanın ne olduğu, nasıl kesildiği, hangi alanda kullanıldığı ve nasıl düzenlendiği konularına dair detayları derledik.
E-Vergi Levhası Nedir Ve Nasıl Sorgulanır?
Sun, 07 Jun 2026 20:55:00 Z
İşletmeler için vergi levhası olmazsa olmazlar arasında yer alır. İşletmelerin vergiye tabi olan kazanç miktarını ve buna karşılık gelen vergi tutarını belirleyen belgeye işletmelerin de sahip olması gerekir. Önceden vergi levhasının işletmenin duvarında rahatça okunabilir bir şekilde asılı olması zorunluluğu bulunuyordu. Fakat 2011 yılında yapılan yasa değişikliği sonrasında bu kural kaldırıldı. E-Vergi levhası nedir ve nasıl sorgulanır? İşte, merak edilen tüm detaylar.
Dönen Varlıklar Nedir? Dönen Varlıklar Nelerdir
Sun, 07 Jun 2026 20:55:00 Z
Bir işletmenin bilançosunda bulunan ve para karşılığı olan değerlerin bütünün izlendiği hesaplar varlık hesapları olarak adlandırılır. Varlık hesapları duran varlıklar ve dönen varlıklar olarak ikiye ayrılır. Dönen varlıklar nedir? Dönen varlıklar nelerdir? İşte, merak edilen tüm detaylar.
Şirket Nasıl Kapatılır Ve Ne Kadar Sürer? Şirket Kapatma Masrafı Ve Gerekli Belgeler
Sun, 07 Jun 2026 20:55:00 Z
İşletmelerin ilk başta düşünüldüğü kadar başarılı olmaması, planlanan satışların yapılamaması ve giderlerin gelirlerden daha fazla olması gibi durumlarda pek çok işletme kapatılmakla yüz yüze gelmektedir. Ancak şirket kapatmanın da belirli prosedürleri vardır. Öyleyse şirket nasıl kapatılır ve ne kadar sürer, şirket kapatma masrafı ve gerekli belgeler nelerdir detayları ile derledik.
Lise önünde pompalı tüfek alarmı: 3 kişi tutuklandı
Fri, 25 Sep 2026 14:19:44 Z
Aydın Efeler'de Mimar Sinan Mesleki Teknik Anadolu Lisesi çevresinde elinde pompalı tüfekle görülen şüpheliler ile silahı satan kişi polis operasyonuyla yakalandı. Minibüs altına saklanan tüfek ele geçirildi. Adliyeye sevk edilen 3 şüpheli cezaevine gönderildi.
Emine Erdoğan'dan BM 81. Genel Kurulu mesajı: Uzlaşı ve sükunete katkı sunsun
Fri, 25 Sep 2026 13:59:47 Z
Emine Erdoğan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, BM 81'inci Genel Kurulu'nda alınacak kararların ve kurulacak yeni bağların insanlık için hayırlı olmasını temenni etti.
Muğla'da acı olay: Diş tedavisinden sonra fenalaşan 5 yaşındaki çocuk öldü
Fri, 25 Sep 2026 13:29:58 Z
Muğla Ortaca'da özel bir hastanede diş tedavisi gören 5 yaşındaki Hatice Serra K., evine döndükten sonra fenalaşarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Çocuğun ölüm nedeni otopsi ile netleşecek.
Tekirdağ'da eğitim uçağı tarlaya zorunlu iniş yaptı: Pilotların durumu iyi
Fri, 25 Sep 2026 13:14:44 Z
Tekirdağ'ın Süleymanpaşa ilçesinde motor arızası yapan özel bir uçuş okuluna ait eğitim uçağı tarlaya zorunlu iniş yaptı. Uçakta hasar meydana gelmezken, kontrol amaçlı hastaneye kaldırılan iki pilotun sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
12 ilde yatırım ve fon vurgunu operasyonu: 20 gözaltı
Fri, 25 Sep 2026 13:07:39 Z
Manisa merkezli 12 ilde, yatırım ve fon dolandırıcılığı yaptığı belirlenen şebekeye yönelik polis tarafından düzenlenen eş zamanlı operasyonda 20 şüpheli gözaltına alındı. Paravan şirket hesaplarında 1 günde 102 milyon liranın üzerinde şüpheli işlem hacmi tespit edilen şüpheliler adliyeye sevk edildi.
Schengen vizesi için kritik 90/180 gün kuralı! Bakan Yumaklı duyurdu: Avrupa ile temas sürüyor
Fri, 25 Sep 2026 16:54:27 +0300
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Avrupa ülkelerine yük taşıyan tır şoförlerinin Schengen vizesinde uygulanan 90/180 gün kuralı nedeniyle yaşadığı sorunla ilgili Avrupa ile görüşmelerin sürdüğünü...Devamı için tıklayınız
Türkiye'de bu şehirlere Yüksek Hızlı Tren hattı geliyor! Bakan Uraloğlu tarih verdi
Fri, 25 Sep 2026 16:07:03 +0300
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye'nin demir yolu ağının son 25 yılda 10 bin 948 kilometreden 13 bin 919 kilometreye çıkarıldığını açıkladı. Uraloğlu, 2028 yılına kadar ağın 17 bin...Devamı için tıklayınız
Türk Telekom’dan dijital geleceğe yeşil finansman gücü
Fri, 25 Sep 2026 15:21:10 +0300
Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük eden Türk Telekom, gelecek nesillere daha yaşanabilir dünya bırakmak amacıyla çevreci teknoloji, yenilenebilir enerji ve dijital dönüşüm yatırımlarını hız kesmeden...Devamı için tıklayınız
Tarımsal üretimde Cumhuriyet rekoru! Bakan Yumaklı duyurdu: 140 milyon tonu aştı
Fri, 25 Sep 2026 15:05:10 +0300
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2026 yılı bitkisel üretimin 140 milyon tonu aştığını belirterek bunun Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesi olduğunu söyledi.Devamı için tıklayınız
Uyuşturucuya pembe kılıf! İstanbul Havalimanı'nda valizlerde 20 kilo metamfetamin çıktı
Fri, 25 Sep 2026 14:53:35 +0300
Ticaret Bakanlığı, Bangkok'tan İstanbul'a gelen iki yolcunun valizlerinde yapılan aramada pembe renkte 20 kilo 260 gram metamfetamin ele geçirildiğini açıkladı. Operasyonda narkotik dedektör köpekleri...Devamı için tıklayınız
İçişleri Bakanı Çiftçi açıkladı: 44 ülkeden 714 firari Türkiye'ye getirildi! Sınır ötesinden gururlandıran bilanço…
Fri, 25 Sep 2026 15:57:38 +0300
Türkiye’nin sınır ötesindeki suçlulara yönelik takibi hız kesmeden sürüyor. Yılbaşından bu yana 44 ülkede düzenlenen Kapan operasyonlarıyla kırmızı bülten ve uluslararası seviyede aranan 714 kişi Türkiye’ye...Devamı için tıklayınız
SON DAKİKA… Başkan Erdoğan’dan Newsweek dergisine önemli açıklamalar: Mekke Anlaşması güvenli gelecek inşası
Fri, 25 Sep 2026 15:07:13 +0300
SON DAKİKA... Başkan Recep Tayyip Erdoğan ABD'de yayın yapan Newsweek dergisinin sorularını yanıtladı. Başkan Erdoğan'ın gündeminde ABD-İran Savaşı, bölgedeki İsrail gerilimi ve Mekke Anlaşması vardı....Devamı için tıklayınız
DMM'den elektrikli araçlara ilişkin dezenformasyon uyarısı
Fri, 25 Sep 2026 15:01:24 +0300
İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), "Türkiye’de elektrikli araçlara kilometre bazlı yeni bir vergi sisteminin getirileceğine yönelik algı oluşturma amacı güden paylaşımlar gerçeği...Devamı için tıklayınız
Başkan Erdoğan'dan BMGK için reform mesajı: Veto imtiyazı kaldırılmalı
Tue, 22 Sep 2026 07:58:30 +0300
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, "Bugünün dünyasında kalıcı barışın, birbirinden kopuk ve birbiriyle konuşmayan blokların çoğalmasıyla kurulamayacağı açıktır. 'Daha adil bir dünya' için farklı coğrafyaların...Devamı için tıklayınız
DMM'den 'fon vergisi' iddialarına yalanlama!
Fri, 25 Sep 2026 13:19:32 +0300
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada "Tasfiye edilen veya edilecek fonların yatırımcı ödemelerini karşılamak amacıyla tüm vatandaşlardan belirli bir...Devamı için tıklayınız
NYT: İran, ABD ile savaşı bitirmek için 7 günlük bir plan önerdi
Fri, 25 Sep 2026 13:57:33 Z
New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu marjında basın toplantısı düzenleyen İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Tahran yönetiminin çatışmaları durdurmak, Hürmüz Boğazı'nı trafiğe açmak ve ardından kapsamlı nükleer müzakerelere başlamak üzere Washington'a yedi günlük bir plan önerdiğini söyledi.
Erakçi, söz konusu teklifin, haziran ayında ABD ile İran arasında varılan ancak kısa sürede çöken mutabakat zaptındaki taahhütlerle büyük benzerlik taşıdığını ve Washington'un kabul etmesi durumunda derhal uygulamaya konulmaya hazır olduğunu ifade ederek, şunları aktardı:
Afrika'daki salgın, ülkelerin et ihracatını durduruyor
"Arabulucular aracılığıyla ABD'ye, belirli koşullar yerine getirildiği takdirde Hürmüz Boğazı'nın yedinci günün sonunda açılacağı ve görüşmelerin yeniden başlayacağı yönünde bir plan sunduk."
Son olarak Erakçi, anlaşmanın ABD ara seçimlerinden önce sağlanmasının daha iyi olacağını sözlerine ekledi.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan Amerikalı bir yetkili, yönetimin arabulucular aracılığıyla olumlu ve yapıcı temaslar yürüttüğünü ancak ABD'nin bir anlaşma için acele etmeyeceğini savundu.
"12 MİLYAR DOLARLIK DONDURULAN FONLARININ SERBEST BIRAKILMASINI İSTEDİ"
Haberde, İran'ın bu önerisinin, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın BM kürsüsünden karşılıklı sert mesajlar verdiği bir süreçte gündeme geldiğine işaret edildi.
İlginizi Çekebilir
Gazetenin haberinde, Trump'ın anlaşma olmaması halinde İran'ı "yok etmekle" tehdit ettiği, Pezeşkiyan'ın ise ülkesine zorbalık yapılamayacağını söylediği anımsatıldı.
Plana ilişkin şartlar kapsamında; yedi gün boyunca Lübnan dahil tüm çatışmaların durması, ABD'nin İran'a ait en az 12 milyar dolar olduğu tahmin edilen dondurulmuş fonları serbest bırakması, İran petrolü üzerindeki yaptırımları kaldırması ve deniz ablukasına son vermesi gerektiği iddia edildi.
Haberde, bu adımların ardından son gün Hürmüz Boğazı'nın açılacağı ve derhal nükleer müzakerelere başlanacağı öne sürüldü.
Trump'ın ise birincil hedefinin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek olduğunu, bunu ya diplomatik bir uzlaşıyla ya da yeni saldırılarla sağlayacağını söylediği aktarıldı.
Haberde, iki ülkenin yaklaşık yedi aydır savaş halinde olduğuna işaret edildi. Savaşın şubat ayı sonlarında ABD ve İsrail'in İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve askeri komuta kademesini öldüren hava saldırılarıyla başladığı, Trump'ın ilk etapta savaşın birkaç hafta süreceğini söylediği ancak savaşın küresel düzeyde petrol, enerji ve gıda fiyatları üzerinde geniş çaplı etkiler oluşturduğu hatırlatıldı.
Diplomatik temaslara ilişkin açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Katar arabuluculuğunda gerçekleştirilen üç saatlik toplantının bir uzlaşıyla sonuçlanmadığını bildirmişti.
Buna karşın, temaslarını 28 Eylül'e kadar New York'ta sürdürecek olan İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, 22 Eylül'de ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile Katar üzerinden mesaj teatisi gerçekleştirmişti. Görüşmeyi "verimli" olarak nitelendiren Erakçi'nin ardından, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de yeni temasların kapıda olduğunu açıklamıştı.
"AKILLICA HAMLE" VURGUSU
Haberde; yaptırımlar, temel gıdada artan enflasyon, ilaç sıkıntısı ve ticari aksamalar nedeniyle İran ekonomisinin ağır bir baskı altında olduğuna dikkat çekildi.
Analistlere göre Trump, ara seçimler öncesinde savaşı sonlandırmanın getireceği siyasi kazanım ile Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı korumak arasında bir denge kurmak zorunda.
Crisis Group İran Projesi Direktörü ve Başkan Danışmanı Ali Vaez, teklifi "akıllıca bir hamle" olarak nitelendirdi.
Vaez, planın kamuoyunda destek bulmayan bir savaşı sonlandırıp ara seçimler öncesi enerji fiyatlarını düşüreceği için Trump açısından cazip olduğunu, aynı zamanda İran'ın lehine olan şartları geri getirdiğini vurguladı.
Vaez ayrıca, nükleer müzakerelere giden takvimin daraltılmasının Trump için çekici bir seçenek sunduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu'nun adını bile anmayarak hangi mesajı verdi? 'Hukuki ve ahlaki bir tecrit'
Fri, 25 Sep 2026 13:49:58 Z
MİLLİYET.COM.TR - New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'nda dünya liderleri bir araya gelirken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisini protesto eden genel kurula karşı boş salona yaptığı konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alırken, Erdoğan'ın konuşması boyunca Netanyahu’nun ismini anmaya bile değer bulmaması uluslararası siyasetin ana gündemi oldu. CumhurbaşkanıErdoğan, kürsüde soykırım failini şahsen muhatap almayarak “adalet” vurgusu yaparken, Netanyahu ise boş salonda Türkiye’yi hedef alan hırçın açıklamalar yapıyor, elinde taşıdığı çağrı cihazıyla, uluslararası hukuku tanımama alışkanlığını sürdürerek adeta tehditler savuruyordu.
Netanyahu'nun konuşmasına ilişkin açıklamalarda bulunan İletişim Başkanı Burhanettin Duran'ın demecindeki “Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımızı hedef alan hadsiz ve alçak sözleri, onun katliamlarını, Gazze’de yaşanan insani felaketi ve uluslararası hukuk önündeki süreçleri görünmez hâle getiremez. Bu durum, uluslararası toplum tarafından da görülmektedir ve Netanyahu hiç olmadığı kadar izole hale gelmiştir” şeklindeki sözleri dünyanın tanıklık ettiği yaklaşım farkını da bir kez daha ortaya koydu.
Bunlara ek olarak Türkiye, Netanyahu'nun konuşmasına New York'ta üçüncü katip seviyesinde yanıt vererek, "Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik mesnetsiz ve kötü niyetli suçlamaları kesinlikle reddediyoruz" açıklamasında bulundu. Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan kürsüyü doğrudan sisteme, adaletsizliğe ve insanlık trajedisine odaklamakla neyi amaçladı? Uluslararası hukuk önünde sanık konumunda olan bir aktöre hitap ederken şahıs adından kaçınmak, onun diplomatik meşruiyetini sıfırlama hamlesi olarak görülebilir mi?
Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi KKTC/Lefkoşa Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, Milliyet.com.tr için yanıtladı.
'KÜRESEL VİCDANIN SÖZCÜSÜ'
*Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğrudan hedef almak yerine kürsüde konuşmasını sisteme, adaletsizliğe ve insanlık trajedisine odaklayarak neyi amaçladı?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Cumhurbaşkanı Erdoğan, hitabında kişisel polemikler yerine doğrudan küresel sistemin yapısal krizlerine, adaletsizliğe ve Gazze’de yaşanan insanlık trajedisine odaklanarak meseleyi iki lider arasındaki bir gerilim olmaktan çıkarıp küresel bir vicdan muhasebesine dönüştürmeyi amaçlamış, adeta “Küresel Vicdanın Sözcülüğü” rolünü üstlenmiştir. Bir diğer ifadeyle, failin adını zikretmeyerek sorunun münferit bir hükümet politikası olmadığını, mevcut küresel güvenlik mimarisinin ve veto sisteminin bizzat bu trajedileri ürettiğini dünyaya ilan etmiştir. Zira, İsrail ya da “Kötülük Tarihi” sadece Netanyahu ile sınırlı değil. “Dünya beşten büyüktür” doktrininin bir devamı olan bu hamle ile Türkiye, sadece bölgesel bir aktör olarak değil; mazlum halkların sesi ve uluslararası hukukun hamisi olarak, küresel güneyin sözcülüğü pozisyonunu da perçinlemiştir. Daha somut ifadeyle Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde Ankara, hedef küçültmeyerek kurumsal körlüğü ve BM Güvenlik Konseyi’nin işlevsizliğini bir kez daha merkeze almış, böylece küresel statükonun meşruiyet krizini tüm çıplaklığıyla uluslararası toplumun önüne koymuş, Türkiye’yi insanlığın ortak adalet arayışının sözcüsü ve küresel vicdanın bayraktarı hâline getirmiştir.
Infografik Görsel (Quality Image)
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Neorealist akımın öncülerinden Kenneth Waltz’a baktığımızda; meşhur üç tartışma düzeyi mevcuttur: Birey, devlet ve uluslararası düzey. Çünkü bir lider, başka bir lideri merkeze aldığında tartışmayı birinci düzeye, yani bireyler arası çatışmaya indirger. Buna karşılık sistemin işleyişini, BM'nin yetersizliğini, uluslararası hukuktaki çifte standartları ve sivillerin durumunu tartışmak meseleyi üçüncü düzeye, yani uluslararası sistem düzeyine taşımaktır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da bu meseleyi uluslararası sistem düzeyine taşıyarak bir tartışmaya öncülük ettiğini görmekteyiz. Sayın Erdoğan'ın konuşmasının ana omurgasının da bu çerçevede okunması gerekir. Çünkü Birleşmiş Milletler’in uluslararası barış ve güvenliği sağlama görevini yerine getiremez hale gelmesi, Güvenlik Konseyi reformunun gündeme gelmesi, Gazze ve Batı Şeria’daki insani durumun öne çıkarılması, Filistin Devleti ve/veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması çağrısı hep bu eksende okunmalıdır. Bir kişiyi tartışmak yerine, o kişinin temsil ettiği politikaların ortaya çıkardığı uluslararası sonuçları tartışmak çok akıllıca bir stratejidir. Mesele, böyle bir yöntemle Netanyahu-Erdoğan tartışmasının dışına çıkar; uluslararası hukuk, sivillerin korunması, BM sistemi, Filistin meselesi, Kıbrıs meselesi ve iki devletli çözüm gibi konular bu eksene taşınır. Burada esas önemli olan, gündemi kimin tanımladığıdır. Uluslararası ilişkilerde gündemi belirleyebilmek de bir güç biçimidir. Sayın Cumhurbaşkanı da bunu sağlamıştır."
*Uluslararası hukuk önünde sanık konumunda olan bir aktöre hitap ederken şahıs adından kaçınmak, onun diplomatik meşruiyetini sıfırlama hamlesi olarak nasıl okunmalı?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Uluslararası hukuk önünde sanık kürsüsünde olan bir aktörün ismini anmamak, diplomatik bir “meşruiyet iptali” hamlesi olup; bu tutum, suçun şahsileştirilmesini önleyen ve muhatabın devlet temsiliyetini uluslararası toplum nezdinde “yok hükmünde” sayan, “Hukuki ve Ahlaki Tecrit” hamlesi olarak değerlendirilebilir. Bu kapsamda ismi zikretmemek, artık kişiyi muhatap almamakla eşdeğerdir. Zira, isim zikretmek, istemeden de olsa muhataba eşit bir diplomatik zemin sunmaktadır. Dolayısıyla, Netanyahu’nun siyasi varlığı gayrimeşru ilan edilmiş, küresel hafızada fiilen sıfırlanmış, uluslararası toplum nezdinde tam bir diplomatik izolasyona mahkûm edilmiştir.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Bir devlet başkanının başka bir devlet başkanını sürekli ismen hedef alması, bazen istemeden zikredilen isme söylemsel bir merkezilik kazandırır. Bu durum, tartışmanın boyutunu özellikle bir 'Netanyahu-Erdoğan çatışması' hâline getirebilir. Burada isim kullanmamak farklı bir iletişim stratejisidir. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından benimsenen 'Ben bir şahısla polemik yürütmüyorum, uluslararası sistemin karşı karşıya bulunduğu problemi konuşuyorum' çizgisi oldukça önemlidir.
Dolayısıyla karşı tarafın hukuki statüsünü, yapmış olduğu ihlalleri veya sorumluluğunu bu diplomatik anlayış asla ortadan kaldırmaz; tek başına diplomatik meşruiyeti sıfırlamaz. Burada söylemsel olarak muhatabın kişiliğini merkeze almamayı sağlar. Bu da hukuki bir “tanımama” durumundan ziyade diplomatik bir çerçeveleme olarak okunmalıdır.
*İsmi anmamak diplomatik bir "değersizleştirme" ve ciddiye almama taktiği mi?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: İsmi zikretmemek muhatabı siyasi literatürde tamamen yok hükmünde sayan, bilinçli bir diplomatik değersizleştirme ve ciddiyetsizleştirme asimetrisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu’yu küresel bir aktör olarak değil, tarihin karanlık sayfalarına gömülecek geçici bir fail olarak konumlandırmış, İsrail’in hatta Netanyahu’nun şahsen bölgesel ve küresel ölçekte yaratmaya çalıştığı “güçlü lider” imajı, ciddiye alınmaya bile değer görülmeyen bir seviyeye indirgenmiştir. Böylece, gerilimi şahsileştirmeyi reddederek, muhatabını küresel diplomasi hiyerarşisinde tamamen alt basamaklara itmiş, sahada ve masada üstünlüğün kimde olduğunu net bir şekilde tüm dünyaya ilan etmiştir.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Diplomaside bazen stratejik sessizlik olur. Direkt saldırıdan daha etkili bir iletişim aracı olabilir. Fakat burada tabii “Erdogan kesinlikle Netanyahu’yu değersizleştirmek için ismini söylemedi” dersek de tam olarak doğru tanımlayamayız. Gözlemlenen sonuç şudur: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının merkezine Gazze’yi, Filistinlileri, BM sisteminin işlevsizliğini ve uluslararası düzen tartışmasını yerleştirmiştir. Netanyahu ise direkt Erdoğan’ı hedef almış, bunun yanında Türkiye’yi, Katar’ı, Fransa’yı, Birleşik Krallık’ı, İran’ı ve hatta New York Belediye Başkanı'nı eleştirmiştir. İki konuşmasının retorik mimarisi farklıdır.
Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan sisteme, hukuka, Filistin’e ve insanlığa değinirken; Netanyahu doğrudan eleştirilere cevap veren konumda, belli devlet ve liderleri doğrudan hedef alan saldırgan bir politika ile kendisini dünyaya göstermiştir. Türkiye’nin ortaya koymuş olduğu bu strateji, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından çok bilinçli ve kudretli bir şekilde yürütülmüştür.
'-NETANYAHU VİCDANİ DUVARA ÇARPMANIN HEZEYANINI YAŞIYOR...' '-ÇARESİZLİĞİN BİR ÇIRPINIŞI...'
*Peki Netanyahu’nun, kendi isminin anılmadığı bir konuşmanın ardından boş salonda doğrudan Erdoğan’ı hedef almasını “psikolojik çaresizliğin dışavurumu” olarak değerlendirebilir miyiz?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Tablo çok net. Temsilcilerin salonu terk etmesiyle ıssızlaşan koltuklar karşısında doğrudan Erdoğan’ı hedef almak, ağır bir diplomatik dışlanmışlık ve yalnızlık psikolojisinin dışavurumudur. Meşruiyetini yitirmiş bir aktörün boş duvara konuşma çaresizliği, maruz kaldığı küresel dışlanmışlığı gizleme adına hırçınlaşarak Türkiye’nin adalet eksenli ve insanlığı merkeze alan vicdani duruşuna çarpma hezeyanıdır. Bu saldırganlık, uluslararası toplumun vicdanı tarafından tecrit edilmenin yarattığı panik halinin ve küresel sistemde artık hiçbir yankı bulamayan yankı odasındaki çaresiz çırpınışın ve içerideki kamuoyuna sahte bir güç gösterisi yapma çaresizliği net bir kanıtı olarak değerlendirilebilir.
Infografik Görsel (Quality Image)
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Burada tabii ki uluslararası ilişkiler açısından baktığımızda, aklımıza 'iki seviyeli oyun' teorileri gelir. Yani Robert Putnam’ın 'İki Seviyeli Oyunlar Teorisi’nde' liderler aynı anda iki masada siyaset yaparlar: Birinci masa uluslararası sistem, ikinci masa ise iç kamuoyudur. Netanyahu'nun konuşması, İsrail kamuoyuna hitap edecek şekilde de ayarlanmış ve 27 Ekim’deki İsrail seçimleri öncesi için önem arz ettiği değerlendirilerek böyle hazırlanmış olmalı. Bu yöntem sadece ve sadece iç siyasette bir mobilizasyon sağlar; hiçbir anlamda uluslararası etkisi olan bir strateji değildir. Dolayısıyla Netanyahu’nun Sayın Cumhurbaşkanı’nı doğrudan hedef alması, bu şekilde yönelmesi çaresizliğinin bir çırpınışıdır. Bu çaresizlik çırpınışı hem dünyaya karşı kendisini göstermek hem de iç kamuoyunda seçimlere yönelik bir yatırım içindir.
'YAYILMACI POLİTİKALARIN ÖNÜNDEKİ TEK GERÇEK BARİKAT: TÜRKİYE'
*Peki Netanyahu’nun Türkiye’yi ve Erdoğan’ı hedefe alması, Ankara’nın küresel denklemdeki ağırlığı ve “rahatsızlık yaratan” gücü hakkında ne anlatıyor?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: İsrail, kendi jeopolitik tıkanmışlığının ve suçluluk psikolojisinin asıl müsebbibi olarak Ankara’nın küresel etki alanını görmektedir. Bu bağlamda ismi doğrudan anılmadığı halde Netanyahu’nun Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alması, Ankara’nın küresel denklemdeki kurucu iradesini ve sarsıcı ağırlığını tescillemiştir. Bu durum, Türkiye’nin adalet ve hakikat eksenli dış politikasının küresel vicdanı konsolide etme yeteneğinden duyulan derin rahatsızlığın ilanı olup; Ankara’nın haksızlıklara karşı ördüğü diplomatik barikatın ve kurduğu vicdani ittifakın İsrail’in asimetrik propaganda duvarını yıktığını bir kez daha göstermiştir. Dolayısıyla Türkiye, bölgesel statükoları ve haksız ittifakları bozan stratejik hamleleriyle, emperyalist planların önündeki en büyük vizyoner engel ve dengeleyici küresel odak olduğunu bu hedef olma haliyle bir kez daha kanıtlamıştır.
Bir diğer ifadeyle, İsrail’in varoluşsal krizini, askeri tıkanmışlığını ve diplomatik yalnızlığını aşmak adına ilk ve tek hedef olarak Ankara’yı seçmesi, Türkiye’nin bölgedeki mutlak jeopolitik ve stratejik oyun kurucu rolünü onaylamaktır. Daha somut bir ifadeyle, örneğin, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz denkleminde Türkiye onay vermeden hiçbir gayrimeşru planın kalıcı olamayacağını göstermektedir. Türkiye’nin jeopolitik ağırlığı, dik duruşu ve adalet vizyonu, haksız yayılmacı politikaların önündeki aşılması imkânsız tek gerçek barikat olduğu bir kez daha görülmüştür.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Türkiye bir NATO üyesidir, G20 ekonomisindedir, Doğu Akdeniz’deki en önemli güçtür, Suriye denklemindeki en önemli aktördür, Körfez devletleriyle çok iyi ilişkileri vardır, Filistin konusunu çok uzun yıllardır takip eder... Dolayısıyla Türkiye’nin söylemi İsrail açısından sadece bir söylemin sertliğinden değil, söylemi üretken bir aktör olarak ortaya koyan kapasitesinden kaynaklanmaktadır. Yani Netanyahu’nun rahatsızlığı söylemin kendisinden değil, Türkiye’nin gücünden ve diğer aktörler üzerindeki etkisinden dolayı köşeye sıkışmasındandır.
Türkiye sadece Doğu Akdeniz’de değil küresel anlamda bir güç noktasına yönelen, siyasi ve arabuluculuk anlamında, savaşların önlenmesi anlamında kendisini kanıtlayan bir ülke olmasından ötürü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde etkisini yaygınlaştıran bir siyasi aktör olarak dünyada yerini almıştır. Öte yandan Türkiye-İsrail ilişkileri polemiklerin ötesinde durumlar taşıyor. Doğu Akdeniz, Suriye, Filistin, Kıbrıs, Körfez güvenliği, enerji jeopolitiği, savunma sanayisi, NATO, bölgesel ittifak ağları ve aynı stratejik tablonun parçası hâline gelen diğer alanlar; Kızıldeniz, Afrika’daki Türkiye’nin etkinliği...
Bu bağlamlarda iki konuşma, ciddi anlamda Genel Kurul’da etki uyandıran bir mesele haline geldi. Bugün BM kürsüsünde gördüğümüz şey, söz düellosundan daha büyüktür. Uluslararası sistemde kimin kendi anlatısını meşru, evrensel ve hukuka dayalı bir anlatı olarak kabul ettirme mücadelesi içinde yerini aldığı görülmüştür. Buna da baktığımızda Türkiye, bu noktada İsrail’e BM Genel Kurulu’nda çok daha üstün bir stratejik hamle ile İsrail’e ezici bir güç olarak Genel Kurul’da varlığını göstermiştir.
Infografik Görsel (Quality Image)
'NETANYAHU'NUN İSRAİL'İ GETİRDİĞİ EN DÜŞÜK SEVİYE!'
*Onlarca ülkenin temsilcisinin Netanyahu konuşma yapmak için kürsüye geldiğinde bilinçli olarak salonu terk etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Onlarca ülke temsilcisinin, delege düzeyinde salonu protestolar eşliğinde topluca terk etmesi, Netanyahu’nun kürsü performansını küresel ölçekte tam bir diplomatik iflas ve meşruiyet kaybı ile sonuçlandırmış, adeta bir “Diplomatik Ölüm” senaryosuna dönüştürmüştür. Netanyahu, dünya genelinde bir “parya” konumuna düşmüştür. Boş sıralara yapılan hitap, saldırgan politikaların uluslararası toplum nezdinde artık hiçbir ahlaki, hukuki ve insani karşılığının kalmadığının tescilidir. Dünya, katliamların savunuculuğunu yapan bir hitabeti dinlemeyi reddederek adalet arayışında Türkiye’nin açtığı diplomatik cephede saf tutmuştur.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Netanyahu’nun konuşmaya başlamasıyla salonun terk edilmesi meselesi, çok önemli görüntülerden biri. Netanyahu konuşmaya başladığında onlarca delegasyon salonu terk etmiştir ve doğrudan tepki göstermiştir. Bu da uluslararası ilişkilerde sembolik bir diplomasinin gereği... Diplomatlar bazen konuşarak mesaj verir, bazen oy kullanarak ya da bazen orada bulunmayarak... Bu şekilde bir hamle Netanyahu'ya diplomatik protokolde siyasi mesafe konulduğunun sinyalidir. Şimdi burada salondan çıkış, bizzat bu uluslararası toplum karşısındaki kabul ve meşruiyet kapasitesi ile ilgili tavrın sahaya yansımış hâlini gösteriyor. İsrail’in burada bu şekilde eleştiriye tabi olması, bize uluslararası toplum karşısında geldiği noktayı gösterir.
Ama bu durum İsrail’in askeri kapasitesine, ABD ile ortak projelerine ya da bölgedeki yayılmacı hedeflerine bir engel teşkil etmez. Fakat Netanyahu hükümetinin politikalarına yönelik uluslararası toplumun BM salonunda fiziki ve görünür bir diplomatik protestoya dönüşen statüsünü bize yansıtır. Bu nedenle boş koltuklar, diplomatik sembolizm açısından Netanyahu’nun İsrail’i getirdiği en düşük seviyede olarak değerlendirilebilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz
BAE, İran hava yollarının uçuşlarını askıya aldı
Fri, 25 Sep 2026 13:24:16 Z
BAE Genel Sivil Havacılık Otoritesi tarafından yapılan açıklamada, İran hava yolu şirketlerinin ülkeye gerçekleştirdiği tüm uçuşların durdurulduğu bildirildi. Alınan karara gerekçe olarak, ABD'nin İran hava yolu şirketlerinin dünya genelindeki havalimanlarını kullanmasına getirdiği yasağın gösterildiği kaydedildi.
Açıklamada, BAE ile İran arasındaki hava trafiği yeniden normale dönene kadar kamuoyunun ve ilgili tüm tarafların gelişmelerden düzenli olarak haberdar edileceği ifade edildi.
İlginizi Çekebilir
Sivil Havacılık Otoritesi ayrıca, hava trafiğine dair süreçlerde dezenformasyonun önüne geçilmesi adına kamuoyuna yalnızca yetkili resmi kaynaklardan yapılan bilgilendirmelere itibar etmeleri çağrısında bulundu.
Greenpeace, Avusturya'yı Avrupa Komisyonu'na şikayet etti!
Fri, 25 Sep 2026 13:06:34 Z
Greenpeace, Avusturya aleyhine Avrupa Komisyonu'na şikayette bulunarak, ülkenin yanıltıcı çevre iddialarına karşı yeni AB kurallarını uygulamaya koymasının Avrupa hukukunu ihlal ettiğini öne sürdü.
Çevre örgütü, Avusturya'da üretilen ürünlerin, yeni AB şartlarını karşılamasa bile, çevreyle ilgili iddialarla üç yıl daha pazarlanmaya devam edebileceğini söyledi.
Çevre konusunda yanıltıcı veya asılsız iddialarda bulunma uygulaması olan "yeşil yıkama" ile mücadele etmeyi amaçlayan AB'nin Tüketicileri Yeşil Geçiş İçin Güçlendirme (EmpCo) direktifi pazar günü yürürlüğe giriyor.
AB, uzaya erişimde uydu talebi nedeniyle kapasite açığı yaşıyor
Kurallara göre, çevresel iddiaların doğrulanabilir olması gerekirken, sürdürülebilirlik etiketlerine yalnızca sertifikasyon gereksinimlerini karşılamaları durumunda izin verilecek. Kurallar ayrıca iklim nötrlüğü iddialarına ilişkin gereksinimleri de sıkılaştırıyor.
Yalnızca asgari yasal standartlara dayalı olarak çevresel faydaların reklamının yapılması, ayrıca ürünlerin dayanıklılığı ve onarılabilirliği hakkında yanıltıcı iddialarda bulunulması da yasaklanacak.
Afrika'daki salgın, ülkelerin et ihracatını durduruyor
Fri, 25 Sep 2026 11:47:43 Z
Tarım Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Namibya'da 60 yıl sonra ilk kez ticari hayvancılık bölgesinde şap hastalığı salgını görüldü ve bu durum ülke genelinde et ihracatına yasak getirilmesine yol açtı.
FMD olarak da bilinen şap hastalığı, insanlar için tehlikeli olmayan ancak sığırları ve koyunlar ile keçiler dahil olmak üzere diğer çift tırnaklı hayvanları etkileyen, bulaşıcılığı yüksek bir viral enfeksiyonu olarak biliniyor.
Namibya, Botsvana, Eswatini, Lesoto, Mozambik, Güney Afrika, Zambiya ve Zimbabve'nin ardından bu yıl şap hastalığından etkilenen Güney Afrika'daki sekizinci ülke oldu.
İlginizi Çekebilir
Bakanlık, virüsün 1964’ten beri resmi olarak ağız ve tırnak hastalığından arınmış olarak kalan bir bölgeye yayıldığını açıkladı.
İHRAÇ EDİLEN ETİN %90'I AVRUPAYA GÖNDERİLİYORDU
Tarım Bakanlığı sözcüsü Romeo Muyunda, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Bağımsızlığımızdan bu yana ilk kez bir salgın yaşıyoruz ve bu durum sektör üzerinde olumsuz bir etki yaratacak" dedi.
Türkiye'nin Afrika'daki barış çabaları kıtada yankı buluyor
Hayvancılık Üreticileri Birliği Nammic'e göre, 2025 yılında 13.381 tondan fazla sığır eti ihraç edildi ve bunun yüzde 90'ından fazlası Avrupa'ya gönderildi.
"ULUSAL AFET HALİ" İLAN EDİLMİŞTİ
Güney Afrika Cumhuriyeti'nde bu yılın başında ülke genelinde görülen şap salgını nedeniyle "ulusal afet hali" ilan edildiği bildirilmişti.
Ulusal Afet Yönetim Merkezi Başkanı Elias Sithole, yaptığı açıklamada, Doğu Cape, Free State, Gauteng, KwaZulu-Natal, Limpopo, Mpumalanga, Kuzey Batı ve Batı Cape eyaletlerinde görülen şap salgınının ulusal afet boyutuna ulaştığını belirtmişti.
NYT: İran, ABD ile savaşı bitirmek için 7 günlük bir plan önerdi
Fri, 25 Sep 2026 13:57:33 Z
New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu marjında basın toplantısı düzenleyen İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Tahran yönetiminin çatışmaları durdurmak, Hürmüz Boğazı'nı trafiğe açmak ve ardından kapsamlı nükleer müzakerelere başlamak üzere Washington'a yedi günlük bir plan önerdiğini söyledi.
Erakçi, söz konusu teklifin, haziran ayında ABD ile İran arasında varılan ancak kısa sürede çöken mutabakat zaptındaki taahhütlerle büyük benzerlik taşıdığını ve Washington'un kabul etmesi durumunda derhal uygulamaya konulmaya hazır olduğunu ifade ederek, şunları aktardı:
Afrika'daki salgın, ülkelerin et ihracatını durduruyor
"Arabulucular aracılığıyla ABD'ye, belirli koşullar yerine getirildiği takdirde Hürmüz Boğazı'nın yedinci günün sonunda açılacağı ve görüşmelerin yeniden başlayacağı yönünde bir plan sunduk."
Son olarak Erakçi, anlaşmanın ABD ara seçimlerinden önce sağlanmasının daha iyi olacağını sözlerine ekledi.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan Amerikalı bir yetkili, yönetimin arabulucular aracılığıyla olumlu ve yapıcı temaslar yürüttüğünü ancak ABD'nin bir anlaşma için acele etmeyeceğini savundu.
"12 MİLYAR DOLARLIK DONDURULAN FONLARININ SERBEST BIRAKILMASINI İSTEDİ"
Haberde, İran'ın bu önerisinin, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın BM kürsüsünden karşılıklı sert mesajlar verdiği bir süreçte gündeme geldiğine işaret edildi.
İlginizi Çekebilir
Gazetenin haberinde, Trump'ın anlaşma olmaması halinde İran'ı "yok etmekle" tehdit ettiği, Pezeşkiyan'ın ise ülkesine zorbalık yapılamayacağını söylediği anımsatıldı.
Plana ilişkin şartlar kapsamında; yedi gün boyunca Lübnan dahil tüm çatışmaların durması, ABD'nin İran'a ait en az 12 milyar dolar olduğu tahmin edilen dondurulmuş fonları serbest bırakması, İran petrolü üzerindeki yaptırımları kaldırması ve deniz ablukasına son vermesi gerektiği iddia edildi.
Haberde, bu adımların ardından son gün Hürmüz Boğazı'nın açılacağı ve derhal nükleer müzakerelere başlanacağı öne sürüldü.
Trump'ın ise birincil hedefinin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek olduğunu, bunu ya diplomatik bir uzlaşıyla ya da yeni saldırılarla sağlayacağını söylediği aktarıldı.
Haberde, iki ülkenin yaklaşık yedi aydır savaş halinde olduğuna işaret edildi. Savaşın şubat ayı sonlarında ABD ve İsrail'in İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve askeri komuta kademesini öldüren hava saldırılarıyla başladığı, Trump'ın ilk etapta savaşın birkaç hafta süreceğini söylediği ancak savaşın küresel düzeyde petrol, enerji ve gıda fiyatları üzerinde geniş çaplı etkiler oluşturduğu hatırlatıldı.
Diplomatik temaslara ilişkin açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Katar arabuluculuğunda gerçekleştirilen üç saatlik toplantının bir uzlaşıyla sonuçlanmadığını bildirmişti.
Buna karşın, temaslarını 28 Eylül'e kadar New York'ta sürdürecek olan İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, 22 Eylül'de ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile Katar üzerinden mesaj teatisi gerçekleştirmişti. Görüşmeyi "verimli" olarak nitelendiren Erakçi'nin ardından, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de yeni temasların kapıda olduğunu açıklamıştı.
"AKILLICA HAMLE" VURGUSU
Haberde; yaptırımlar, temel gıdada artan enflasyon, ilaç sıkıntısı ve ticari aksamalar nedeniyle İran ekonomisinin ağır bir baskı altında olduğuna dikkat çekildi.
Analistlere göre Trump, ara seçimler öncesinde savaşı sonlandırmanın getireceği siyasi kazanım ile Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı korumak arasında bir denge kurmak zorunda.
Crisis Group İran Projesi Direktörü ve Başkan Danışmanı Ali Vaez, teklifi "akıllıca bir hamle" olarak nitelendirdi.
Vaez, planın kamuoyunda destek bulmayan bir savaşı sonlandırıp ara seçimler öncesi enerji fiyatlarını düşüreceği için Trump açısından cazip olduğunu, aynı zamanda İran'ın lehine olan şartları geri getirdiğini vurguladı.
Vaez ayrıca, nükleer müzakerelere giden takvimin daraltılmasının Trump için çekici bir seçenek sunduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu'nun adını bile anmayarak hangi mesajı verdi? 'Hukuki ve ahlaki bir tecrit'
Fri, 25 Sep 2026 13:49:58 Z
MİLLİYET.COM.TR - New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'nda dünya liderleri bir araya gelirken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisini protesto eden genel kurula karşı boş salona yaptığı konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alırken, Erdoğan'ın konuşması boyunca Netanyahu’nun ismini anmaya bile değer bulmaması uluslararası siyasetin ana gündemi oldu. CumhurbaşkanıErdoğan, kürsüde soykırım failini şahsen muhatap almayarak “adalet” vurgusu yaparken, Netanyahu ise boş salonda Türkiye’yi hedef alan hırçın açıklamalar yapıyor, elinde taşıdığı çağrı cihazıyla, uluslararası hukuku tanımama alışkanlığını sürdürerek adeta tehditler savuruyordu.
Netanyahu'nun konuşmasına ilişkin açıklamalarda bulunan İletişim Başkanı Burhanettin Duran'ın demecindeki “Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımızı hedef alan hadsiz ve alçak sözleri, onun katliamlarını, Gazze’de yaşanan insani felaketi ve uluslararası hukuk önündeki süreçleri görünmez hâle getiremez. Bu durum, uluslararası toplum tarafından da görülmektedir ve Netanyahu hiç olmadığı kadar izole hale gelmiştir” şeklindeki sözleri dünyanın tanıklık ettiği yaklaşım farkını da bir kez daha ortaya koydu.
Bunlara ek olarak Türkiye, Netanyahu'nun konuşmasına New York'ta üçüncü katip seviyesinde yanıt vererek, "Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik mesnetsiz ve kötü niyetli suçlamaları kesinlikle reddediyoruz" açıklamasında bulundu. Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan kürsüyü doğrudan sisteme, adaletsizliğe ve insanlık trajedisine odaklamakla neyi amaçladı? Uluslararası hukuk önünde sanık konumunda olan bir aktöre hitap ederken şahıs adından kaçınmak, onun diplomatik meşruiyetini sıfırlama hamlesi olarak görülebilir mi?
Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi KKTC/Lefkoşa Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, Milliyet.com.tr için yanıtladı.
'KÜRESEL VİCDANIN SÖZCÜSÜ'
*Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğrudan hedef almak yerine kürsüde konuşmasını sisteme, adaletsizliğe ve insanlık trajedisine odaklayarak neyi amaçladı?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Cumhurbaşkanı Erdoğan, hitabında kişisel polemikler yerine doğrudan küresel sistemin yapısal krizlerine, adaletsizliğe ve Gazze’de yaşanan insanlık trajedisine odaklanarak meseleyi iki lider arasındaki bir gerilim olmaktan çıkarıp küresel bir vicdan muhasebesine dönüştürmeyi amaçlamış, adeta “Küresel Vicdanın Sözcülüğü” rolünü üstlenmiştir. Bir diğer ifadeyle, failin adını zikretmeyerek sorunun münferit bir hükümet politikası olmadığını, mevcut küresel güvenlik mimarisinin ve veto sisteminin bizzat bu trajedileri ürettiğini dünyaya ilan etmiştir. Zira, İsrail ya da “Kötülük Tarihi” sadece Netanyahu ile sınırlı değil. “Dünya beşten büyüktür” doktrininin bir devamı olan bu hamle ile Türkiye, sadece bölgesel bir aktör olarak değil; mazlum halkların sesi ve uluslararası hukukun hamisi olarak, küresel güneyin sözcülüğü pozisyonunu da perçinlemiştir. Daha somut ifadeyle Cumhurbaşkanı Erdoğan nezdinde Ankara, hedef küçültmeyerek kurumsal körlüğü ve BM Güvenlik Konseyi’nin işlevsizliğini bir kez daha merkeze almış, böylece küresel statükonun meşruiyet krizini tüm çıplaklığıyla uluslararası toplumun önüne koymuş, Türkiye’yi insanlığın ortak adalet arayışının sözcüsü ve küresel vicdanın bayraktarı hâline getirmiştir.
Infografik Görsel (Quality Image)
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Neorealist akımın öncülerinden Kenneth Waltz’a baktığımızda; meşhur üç tartışma düzeyi mevcuttur: Birey, devlet ve uluslararası düzey. Çünkü bir lider, başka bir lideri merkeze aldığında tartışmayı birinci düzeye, yani bireyler arası çatışmaya indirger. Buna karşılık sistemin işleyişini, BM'nin yetersizliğini, uluslararası hukuktaki çifte standartları ve sivillerin durumunu tartışmak meseleyi üçüncü düzeye, yani uluslararası sistem düzeyine taşımaktır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da bu meseleyi uluslararası sistem düzeyine taşıyarak bir tartışmaya öncülük ettiğini görmekteyiz. Sayın Erdoğan'ın konuşmasının ana omurgasının da bu çerçevede okunması gerekir. Çünkü Birleşmiş Milletler’in uluslararası barış ve güvenliği sağlama görevini yerine getiremez hale gelmesi, Güvenlik Konseyi reformunun gündeme gelmesi, Gazze ve Batı Şeria’daki insani durumun öne çıkarılması, Filistin Devleti ve/veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması çağrısı hep bu eksende okunmalıdır. Bir kişiyi tartışmak yerine, o kişinin temsil ettiği politikaların ortaya çıkardığı uluslararası sonuçları tartışmak çok akıllıca bir stratejidir. Mesele, böyle bir yöntemle Netanyahu-Erdoğan tartışmasının dışına çıkar; uluslararası hukuk, sivillerin korunması, BM sistemi, Filistin meselesi, Kıbrıs meselesi ve iki devletli çözüm gibi konular bu eksene taşınır. Burada esas önemli olan, gündemi kimin tanımladığıdır. Uluslararası ilişkilerde gündemi belirleyebilmek de bir güç biçimidir. Sayın Cumhurbaşkanı da bunu sağlamıştır."
*Uluslararası hukuk önünde sanık konumunda olan bir aktöre hitap ederken şahıs adından kaçınmak, onun diplomatik meşruiyetini sıfırlama hamlesi olarak nasıl okunmalı?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Uluslararası hukuk önünde sanık kürsüsünde olan bir aktörün ismini anmamak, diplomatik bir “meşruiyet iptali” hamlesi olup; bu tutum, suçun şahsileştirilmesini önleyen ve muhatabın devlet temsiliyetini uluslararası toplum nezdinde “yok hükmünde” sayan, “Hukuki ve Ahlaki Tecrit” hamlesi olarak değerlendirilebilir. Bu kapsamda ismi zikretmemek, artık kişiyi muhatap almamakla eşdeğerdir. Zira, isim zikretmek, istemeden de olsa muhataba eşit bir diplomatik zemin sunmaktadır. Dolayısıyla, Netanyahu’nun siyasi varlığı gayrimeşru ilan edilmiş, küresel hafızada fiilen sıfırlanmış, uluslararası toplum nezdinde tam bir diplomatik izolasyona mahkûm edilmiştir.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Bir devlet başkanının başka bir devlet başkanını sürekli ismen hedef alması, bazen istemeden zikredilen isme söylemsel bir merkezilik kazandırır. Bu durum, tartışmanın boyutunu özellikle bir 'Netanyahu-Erdoğan çatışması' hâline getirebilir. Burada isim kullanmamak farklı bir iletişim stratejisidir. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından benimsenen 'Ben bir şahısla polemik yürütmüyorum, uluslararası sistemin karşı karşıya bulunduğu problemi konuşuyorum' çizgisi oldukça önemlidir.
Dolayısıyla karşı tarafın hukuki statüsünü, yapmış olduğu ihlalleri veya sorumluluğunu bu diplomatik anlayış asla ortadan kaldırmaz; tek başına diplomatik meşruiyeti sıfırlamaz. Burada söylemsel olarak muhatabın kişiliğini merkeze almamayı sağlar. Bu da hukuki bir “tanımama” durumundan ziyade diplomatik bir çerçeveleme olarak okunmalıdır.
*İsmi anmamak diplomatik bir "değersizleştirme" ve ciddiye almama taktiği mi?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: İsmi zikretmemek muhatabı siyasi literatürde tamamen yok hükmünde sayan, bilinçli bir diplomatik değersizleştirme ve ciddiyetsizleştirme asimetrisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu’yu küresel bir aktör olarak değil, tarihin karanlık sayfalarına gömülecek geçici bir fail olarak konumlandırmış, İsrail’in hatta Netanyahu’nun şahsen bölgesel ve küresel ölçekte yaratmaya çalıştığı “güçlü lider” imajı, ciddiye alınmaya bile değer görülmeyen bir seviyeye indirgenmiştir. Böylece, gerilimi şahsileştirmeyi reddederek, muhatabını küresel diplomasi hiyerarşisinde tamamen alt basamaklara itmiş, sahada ve masada üstünlüğün kimde olduğunu net bir şekilde tüm dünyaya ilan etmiştir.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Diplomaside bazen stratejik sessizlik olur. Direkt saldırıdan daha etkili bir iletişim aracı olabilir. Fakat burada tabii “Erdogan kesinlikle Netanyahu’yu değersizleştirmek için ismini söylemedi” dersek de tam olarak doğru tanımlayamayız. Gözlemlenen sonuç şudur: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının merkezine Gazze’yi, Filistinlileri, BM sisteminin işlevsizliğini ve uluslararası düzen tartışmasını yerleştirmiştir. Netanyahu ise direkt Erdoğan’ı hedef almış, bunun yanında Türkiye’yi, Katar’ı, Fransa’yı, Birleşik Krallık’ı, İran’ı ve hatta New York Belediye Başkanı'nı eleştirmiştir. İki konuşmasının retorik mimarisi farklıdır.
Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan sisteme, hukuka, Filistin’e ve insanlığa değinirken; Netanyahu doğrudan eleştirilere cevap veren konumda, belli devlet ve liderleri doğrudan hedef alan saldırgan bir politika ile kendisini dünyaya göstermiştir. Türkiye’nin ortaya koymuş olduğu bu strateji, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından çok bilinçli ve kudretli bir şekilde yürütülmüştür.
'-NETANYAHU VİCDANİ DUVARA ÇARPMANIN HEZEYANINI YAŞIYOR...' '-ÇARESİZLİĞİN BİR ÇIRPINIŞI...'
*Peki Netanyahu’nun, kendi isminin anılmadığı bir konuşmanın ardından boş salonda doğrudan Erdoğan’ı hedef almasını “psikolojik çaresizliğin dışavurumu” olarak değerlendirebilir miyiz?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Tablo çok net. Temsilcilerin salonu terk etmesiyle ıssızlaşan koltuklar karşısında doğrudan Erdoğan’ı hedef almak, ağır bir diplomatik dışlanmışlık ve yalnızlık psikolojisinin dışavurumudur. Meşruiyetini yitirmiş bir aktörün boş duvara konuşma çaresizliği, maruz kaldığı küresel dışlanmışlığı gizleme adına hırçınlaşarak Türkiye’nin adalet eksenli ve insanlığı merkeze alan vicdani duruşuna çarpma hezeyanıdır. Bu saldırganlık, uluslararası toplumun vicdanı tarafından tecrit edilmenin yarattığı panik halinin ve küresel sistemde artık hiçbir yankı bulamayan yankı odasındaki çaresiz çırpınışın ve içerideki kamuoyuna sahte bir güç gösterisi yapma çaresizliği net bir kanıtı olarak değerlendirilebilir.
Infografik Görsel (Quality Image)
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Burada tabii ki uluslararası ilişkiler açısından baktığımızda, aklımıza 'iki seviyeli oyun' teorileri gelir. Yani Robert Putnam’ın 'İki Seviyeli Oyunlar Teorisi’nde' liderler aynı anda iki masada siyaset yaparlar: Birinci masa uluslararası sistem, ikinci masa ise iç kamuoyudur. Netanyahu'nun konuşması, İsrail kamuoyuna hitap edecek şekilde de ayarlanmış ve 27 Ekim’deki İsrail seçimleri öncesi için önem arz ettiği değerlendirilerek böyle hazırlanmış olmalı. Bu yöntem sadece ve sadece iç siyasette bir mobilizasyon sağlar; hiçbir anlamda uluslararası etkisi olan bir strateji değildir. Dolayısıyla Netanyahu’nun Sayın Cumhurbaşkanı’nı doğrudan hedef alması, bu şekilde yönelmesi çaresizliğinin bir çırpınışıdır. Bu çaresizlik çırpınışı hem dünyaya karşı kendisini göstermek hem de iç kamuoyunda seçimlere yönelik bir yatırım içindir.
'YAYILMACI POLİTİKALARIN ÖNÜNDEKİ TEK GERÇEK BARİKAT: TÜRKİYE'
*Peki Netanyahu’nun Türkiye’yi ve Erdoğan’ı hedefe alması, Ankara’nın küresel denklemdeki ağırlığı ve “rahatsızlık yaratan” gücü hakkında ne anlatıyor?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: İsrail, kendi jeopolitik tıkanmışlığının ve suçluluk psikolojisinin asıl müsebbibi olarak Ankara’nın küresel etki alanını görmektedir. Bu bağlamda ismi doğrudan anılmadığı halde Netanyahu’nun Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alması, Ankara’nın küresel denklemdeki kurucu iradesini ve sarsıcı ağırlığını tescillemiştir. Bu durum, Türkiye’nin adalet ve hakikat eksenli dış politikasının küresel vicdanı konsolide etme yeteneğinden duyulan derin rahatsızlığın ilanı olup; Ankara’nın haksızlıklara karşı ördüğü diplomatik barikatın ve kurduğu vicdani ittifakın İsrail’in asimetrik propaganda duvarını yıktığını bir kez daha göstermiştir. Dolayısıyla Türkiye, bölgesel statükoları ve haksız ittifakları bozan stratejik hamleleriyle, emperyalist planların önündeki en büyük vizyoner engel ve dengeleyici küresel odak olduğunu bu hedef olma haliyle bir kez daha kanıtlamıştır.
Bir diğer ifadeyle, İsrail’in varoluşsal krizini, askeri tıkanmışlığını ve diplomatik yalnızlığını aşmak adına ilk ve tek hedef olarak Ankara’yı seçmesi, Türkiye’nin bölgedeki mutlak jeopolitik ve stratejik oyun kurucu rolünü onaylamaktır. Daha somut bir ifadeyle, örneğin, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz denkleminde Türkiye onay vermeden hiçbir gayrimeşru planın kalıcı olamayacağını göstermektedir. Türkiye’nin jeopolitik ağırlığı, dik duruşu ve adalet vizyonu, haksız yayılmacı politikaların önündeki aşılması imkânsız tek gerçek barikat olduğu bir kez daha görülmüştür.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Türkiye bir NATO üyesidir, G20 ekonomisindedir, Doğu Akdeniz’deki en önemli güçtür, Suriye denklemindeki en önemli aktördür, Körfez devletleriyle çok iyi ilişkileri vardır, Filistin konusunu çok uzun yıllardır takip eder... Dolayısıyla Türkiye’nin söylemi İsrail açısından sadece bir söylemin sertliğinden değil, söylemi üretken bir aktör olarak ortaya koyan kapasitesinden kaynaklanmaktadır. Yani Netanyahu’nun rahatsızlığı söylemin kendisinden değil, Türkiye’nin gücünden ve diğer aktörler üzerindeki etkisinden dolayı köşeye sıkışmasındandır.
Türkiye sadece Doğu Akdeniz’de değil küresel anlamda bir güç noktasına yönelen, siyasi ve arabuluculuk anlamında, savaşların önlenmesi anlamında kendisini kanıtlayan bir ülke olmasından ötürü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde etkisini yaygınlaştıran bir siyasi aktör olarak dünyada yerini almıştır. Öte yandan Türkiye-İsrail ilişkileri polemiklerin ötesinde durumlar taşıyor. Doğu Akdeniz, Suriye, Filistin, Kıbrıs, Körfez güvenliği, enerji jeopolitiği, savunma sanayisi, NATO, bölgesel ittifak ağları ve aynı stratejik tablonun parçası hâline gelen diğer alanlar; Kızıldeniz, Afrika’daki Türkiye’nin etkinliği...
Bu bağlamlarda iki konuşma, ciddi anlamda Genel Kurul’da etki uyandıran bir mesele haline geldi. Bugün BM kürsüsünde gördüğümüz şey, söz düellosundan daha büyüktür. Uluslararası sistemde kimin kendi anlatısını meşru, evrensel ve hukuka dayalı bir anlatı olarak kabul ettirme mücadelesi içinde yerini aldığı görülmüştür. Buna da baktığımızda Türkiye, bu noktada İsrail’e BM Genel Kurulu’nda çok daha üstün bir stratejik hamle ile İsrail’e ezici bir güç olarak Genel Kurul’da varlığını göstermiştir.
Infografik Görsel (Quality Image)
'NETANYAHU'NUN İSRAİL'İ GETİRDİĞİ EN DÜŞÜK SEVİYE!'
*Onlarca ülkenin temsilcisinin Netanyahu konuşma yapmak için kürsüye geldiğinde bilinçli olarak salonu terk etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Onlarca ülke temsilcisinin, delege düzeyinde salonu protestolar eşliğinde topluca terk etmesi, Netanyahu’nun kürsü performansını küresel ölçekte tam bir diplomatik iflas ve meşruiyet kaybı ile sonuçlandırmış, adeta bir “Diplomatik Ölüm” senaryosuna dönüştürmüştür. Netanyahu, dünya genelinde bir “parya” konumuna düşmüştür. Boş sıralara yapılan hitap, saldırgan politikaların uluslararası toplum nezdinde artık hiçbir ahlaki, hukuki ve insani karşılığının kalmadığının tescilidir. Dünya, katliamların savunuculuğunu yapan bir hitabeti dinlemeyi reddederek adalet arayışında Türkiye’nin açtığı diplomatik cephede saf tutmuştur.
Doç. Dr. Emete Gözügüzelli: Netanyahu’nun konuşmaya başlamasıyla salonun terk edilmesi meselesi, çok önemli görüntülerden biri. Netanyahu konuşmaya başladığında onlarca delegasyon salonu terk etmiştir ve doğrudan tepki göstermiştir. Bu da uluslararası ilişkilerde sembolik bir diplomasinin gereği... Diplomatlar bazen konuşarak mesaj verir, bazen oy kullanarak ya da bazen orada bulunmayarak... Bu şekilde bir hamle Netanyahu'ya diplomatik protokolde siyasi mesafe konulduğunun sinyalidir. Şimdi burada salondan çıkış, bizzat bu uluslararası toplum karşısındaki kabul ve meşruiyet kapasitesi ile ilgili tavrın sahaya yansımış hâlini gösteriyor. İsrail’in burada bu şekilde eleştiriye tabi olması, bize uluslararası toplum karşısında geldiği noktayı gösterir.
Ama bu durum İsrail’in askeri kapasitesine, ABD ile ortak projelerine ya da bölgedeki yayılmacı hedeflerine bir engel teşkil etmez. Fakat Netanyahu hükümetinin politikalarına yönelik uluslararası toplumun BM salonunda fiziki ve görünür bir diplomatik protestoya dönüşen statüsünü bize yansıtır. Bu nedenle boş koltuklar, diplomatik sembolizm açısından Netanyahu’nun İsrail’i getirdiği en düşük seviyede olarak değerlendirilebilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz
BAE, İran hava yollarının uçuşlarını askıya aldı
Fri, 25 Sep 2026 13:24:16 Z
BAE Genel Sivil Havacılık Otoritesi tarafından yapılan açıklamada, İran hava yolu şirketlerinin ülkeye gerçekleştirdiği tüm uçuşların durdurulduğu bildirildi. Alınan karara gerekçe olarak, ABD'nin İran hava yolu şirketlerinin dünya genelindeki havalimanlarını kullanmasına getirdiği yasağın gösterildiği kaydedildi.
Açıklamada, BAE ile İran arasındaki hava trafiği yeniden normale dönene kadar kamuoyunun ve ilgili tüm tarafların gelişmelerden düzenli olarak haberdar edileceği ifade edildi.
İlginizi Çekebilir
Sivil Havacılık Otoritesi ayrıca, hava trafiğine dair süreçlerde dezenformasyonun önüne geçilmesi adına kamuoyuna yalnızca yetkili resmi kaynaklardan yapılan bilgilendirmelere itibar etmeleri çağrısında bulundu.
Greenpeace, Avusturya'yı Avrupa Komisyonu'na şikayet etti!
Fri, 25 Sep 2026 13:06:34 Z
Greenpeace, Avusturya aleyhine Avrupa Komisyonu'na şikayette bulunarak, ülkenin yanıltıcı çevre iddialarına karşı yeni AB kurallarını uygulamaya koymasının Avrupa hukukunu ihlal ettiğini öne sürdü.
Çevre örgütü, Avusturya'da üretilen ürünlerin, yeni AB şartlarını karşılamasa bile, çevreyle ilgili iddialarla üç yıl daha pazarlanmaya devam edebileceğini söyledi.
Çevre konusunda yanıltıcı veya asılsız iddialarda bulunma uygulaması olan "yeşil yıkama" ile mücadele etmeyi amaçlayan AB'nin Tüketicileri Yeşil Geçiş İçin Güçlendirme (EmpCo) direktifi pazar günü yürürlüğe giriyor.
AB, uzaya erişimde uydu talebi nedeniyle kapasite açığı yaşıyor
Kurallara göre, çevresel iddiaların doğrulanabilir olması gerekirken, sürdürülebilirlik etiketlerine yalnızca sertifikasyon gereksinimlerini karşılamaları durumunda izin verilecek. Kurallar ayrıca iklim nötrlüğü iddialarına ilişkin gereksinimleri de sıkılaştırıyor.
Yalnızca asgari yasal standartlara dayalı olarak çevresel faydaların reklamının yapılması, ayrıca ürünlerin dayanıklılığı ve onarılabilirliği hakkında yanıltıcı iddialarda bulunulması da yasaklanacak.
Afrika'daki salgın, ülkelerin et ihracatını durduruyor
Fri, 25 Sep 2026 11:47:43 Z
Tarım Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Namibya'da 60 yıl sonra ilk kez ticari hayvancılık bölgesinde şap hastalığı salgını görüldü ve bu durum ülke genelinde et ihracatına yasak getirilmesine yol açtı.
FMD olarak da bilinen şap hastalığı, insanlar için tehlikeli olmayan ancak sığırları ve koyunlar ile keçiler dahil olmak üzere diğer çift tırnaklı hayvanları etkileyen, bulaşıcılığı yüksek bir viral enfeksiyonu olarak biliniyor.
Namibya, Botsvana, Eswatini, Lesoto, Mozambik, Güney Afrika, Zambiya ve Zimbabve'nin ardından bu yıl şap hastalığından etkilenen Güney Afrika'daki sekizinci ülke oldu.
İlginizi Çekebilir
Bakanlık, virüsün 1964’ten beri resmi olarak ağız ve tırnak hastalığından arınmış olarak kalan bir bölgeye yayıldığını açıkladı.
İHRAÇ EDİLEN ETİN %90'I AVRUPAYA GÖNDERİLİYORDU
Tarım Bakanlığı sözcüsü Romeo Muyunda, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Bağımsızlığımızdan bu yana ilk kez bir salgın yaşıyoruz ve bu durum sektör üzerinde olumsuz bir etki yaratacak" dedi.
Türkiye'nin Afrika'daki barış çabaları kıtada yankı buluyor
Hayvancılık Üreticileri Birliği Nammic'e göre, 2025 yılında 13.381 tondan fazla sığır eti ihraç edildi ve bunun yüzde 90'ından fazlası Avrupa'ya gönderildi.
"ULUSAL AFET HALİ" İLAN EDİLMİŞTİ
Güney Afrika Cumhuriyeti'nde bu yılın başında ülke genelinde görülen şap salgını nedeniyle "ulusal afet hali" ilan edildiği bildirilmişti.
Ulusal Afet Yönetim Merkezi Başkanı Elias Sithole, yaptığı açıklamada, Doğu Cape, Free State, Gauteng, KwaZulu-Natal, Limpopo, Mpumalanga, Kuzey Batı ve Batı Cape eyaletlerinde görülen şap salgınının ulusal afet boyutuna ulaştığını belirtmişti.
Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, Flora Araştırmaları Derneği’nin Bitki Ressamları Komitesi (BİRET) işbirliğiyle hayata geçirilen BOTANICA: Anadolu’nun Bitkileri sergisine ev sahipliği yapıyor. Bilimsel botanik illüstrasyon alanındaki üretimleri bir araya getiren bu özel sergi, Anadolu’nun zengin bitki çeşitliliğini sanat ve bilimin ortak diliyle ziyaretçilerle buluşturuyor.
Metrohan’da Zafer Toprak arşivi açıldı
Fri, 25 Sep 2026 12:01:00 +0300
Cumhuriyet tarihini bütün boyutları inceleyen ve belgeleyen Prof. Dr. Zafer Toprak’ın 103 bin eserlik paha biçilemez zengin arşivi Metrohan’da açıldı.
İnsan, doğa ve ‘Beşinci Unsur’: Serginin düzenleyiciliğini üstlenen Ecem Naz Çakır ile konuştuk
Fri, 25 Sep 2026 04:00:00 +0300
Avantgarde Collection’ın insan ile doğa arasındaki bağı toprak, su, hava ve ateş unsurları üzerinden inceleyen ve Ecem Naz Çakır küratörlüğünde hazırlanan “Beşinci Unsur” sergisi 27 Eylül’e kadar Contemporary İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.
İstanbul'da tiyatro zamanı: Dört yeni prömiyerle sahnede...
Thu, 24 Sep 2026 22:22:00 +0300
İstanbul Devlet Tiyatrosu, ekim ayı boyunca dolu dolu bir program ile sanat tutkunlarını buluşturacak.
Bin bebeklik koleksiyon...
Thu, 24 Sep 2026 18:25:00 +0300
Sadece Türkiye’ye özgü kitre-pamuk tekniğiyle yaptığı bebeklerle tanınan sanatçı Lütfiye Batukan yakın zamanda 86 yaşında aramızdan ayrıldı. Batukan, ardında müzeleştirme hayalini gerçekleştiremediği yaklaşık bin bebeklik bir koleksiyon bıraktı.
Avrupa'da doğal gaz fiyatları, ABD ile İran arasındaki görüşmelerin Hürmüz Boğazı'ndaki arz risklerinin azalabileceği beklentisini güçlendirmesi ve kış öncesi talebin sınırlı kalmasıyla haftalık bazda geriledi.
Altın fiyatlarında Fed baskısı: Haftalık kayıp yüzde 2'yi aşabilir
Fri, 25 Sep 2026 16:42:02 GMT
Altın fiyatları güne yatay seyirle başlarken, güçlü dolar ve ABD Merkez Bankasının (Fed) enflasyonla mücadele kapsamında faizleri yüksek tutacağı beklentisi değerli metal üzerinde baskı oluşturuyor.
İstanbul'da konut tercihlerinde yeni tablo: Küçük metrekareli evlere ilgi artıyor
Fri, 25 Sep 2026 16:15:52 GMT
İstanbul'da konut talebi; değişen hane yapısı, alım gücü, finansman koşulları ve yaşam biçimlerinin etkisiyle farklılaşıyor. Sektör temsilcileri, özellikle 1+1 ve 2+1 gibi daha kompakt konutlara yönelik ihtiyacın arttığını, ailelerin ise 3+1 ve daha büyük evlere olan ilgisini sürdürdüğünü belirtiyor.
Türk Firması Tunus’ta havacılık yatırımı yapacak
Fri, 25 Sep 2026 15:42:31 GMT
Akkök Holding şirketlerinden Aksa Kompozit, Tunus’ta havacılık sektörüne yönelik kompozit parça üretimi için yaklaşık 5 milyon dolarlık yatırım yapacağını duyurdu. Yatırım kapsamında kurulan Aksa Tunisie Aéronautique için planlanan tesisin 2028 yılında faaliyete geçmesinin hedeflendiği belirtildi.
SON DAKİKA | Bakan Gürlek: Fon soruşturmasında şüphelilerin mal varlıklarına el konuldu
Fri, 25 Sep 2026 15:40:00 GMT
Adalet Bakanı Akın Gürlek, sanal medya hesabından yaptığı açıklamada, İstanbul'da yürütülen fon soruşturmasına ilişkin son durumu paylaştı.
AK Parti'li İnan’dan Netanyahu’ya: 'Bu hadsizliğine bin pişman olacak'
Fri, 25 Sep 26 15:14:50 +0300
AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözlerine sert tepki gösterdi. İnan, “Sığındığı yalanlar, o boş koltukların yüzüne vurduğu utancı asla örtbas edemez” ifadelerini kullandı.
Yenilik Partisi'nden YENİ Parti'ye isim krizi için 3 Ekim'e kadar süre
Thu, 24 Sep 26 19:41:08 +0300
Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz, isim konusunda yaşanan sorunun çözümü için YENİ Parti'ye 3 Ekim'e kadar süre tanıdıklarını söyledi. Yılmaz, "En son görüşmede de kendilerine bir yol haritası sunduk. O yol haritası da nedir? ‘15 gün içerisinde gelin, sizin isim sorununuzu ve yeterlik sorununuzu çözelim, toplumsal muhalefeti 15 gün içerisinde derleyip toplayalım' dedik" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'Hürmüz Boğazı' ve 'Mekke Anlaşması' mesajı
Thu, 24 Sep 26 15:00:22 +0300
New York'taki Türkevi’nde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve SETA eş güdümünde ABD’li Düşünce Kuruluşu Temsilcileriyle düzenlenen toplantıya katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı ve Mekke Savunma Anlaşması'yla ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.
Mansur Yavaş istifa sebebini açıkladı, Cumhurbaşkanlığı adaylığı sorusuna yanıt verdi
Thu, 24 Sep 26 07:49:15 +0300
CHP'den istifa eden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, yaptığı açıklamada, neden partiden istifa ettiğini açık açık anlattı. Yoluna bağımsız olarak devam etme kararı alan Yavaş, ayrıca Cumhurbaşkanlığı için olası bir çatı adaylığıyla ilgili iddialara da yanıt verdi.
Bahçeli’den Mansur Yavaş’ın istifası sonrası dikkat çeken mesaj
Thu, 24 Sep 26 07:31:54 +0300
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın CHP'den istifasına ilişkin dikkat çeken bir açıklamada bulundu. Yavaş’ın istifasının geniş şekilde gündeme taşınmasına tepki gösteren Bahçeli, "Bu yayınlar Sayın Cumhurbaşkanı’nın Birleşmiş Milletler’deki konuşması ve ABD’deki siyasi temasları mı gölgeleniyor?" dedi.
ABD’de enflasyonun 5 yıllık faturası: Yumurtadan otomobile fiyatlar baş döndürdü
Fri, 25 Sep 2026 16:15:00 +0300
ABD’de son 5 yılda yükselen fiyatlar tüketicinin bütçesini zorladı. Yumurtadan benzine, konuttan otomobile kadar temel harcama kalemlerinde fiyatlar hızla değişirken, bazı ürünlerdeki artış yüksek seviyelere ulaştı.
ATO Başkanı Baran: Vadeli satışlarda ödeme ertelensin
Fri, 25 Sep 2026 15:34:00 +0300
ATO Başkanı Gürsel Baran, vadeli satışlarda bedel tahsil edilmeden KDV ödenmesinin işletmelerin nakit akışını zorladığını belirterek, KDV ödeme yükümlülüğünün tahsilat vadesi dikkate alınarak 3 veya 6 ay ertelenmesini önerdi.
Basın kuruluşlarına 8 ayda 5,2 milyar TL'yi aşan resmi ilan ve reklam desteği
Fri, 25 Sep 2026 14:30:00 +0300
Basın İlan Kurumu (BİK) Genel Müdürü Abdulkadir Çay, 2026 yılının ilk 8 ayında basın kuruluşlarına 5 milyar 258 milyon liranın üzerinde resmi ilan ve reklam desteği sağlandığını açıkladı. Kredi Garanti Fonu iş birliğiyle 131 milyon lirayı aşan finansman kaynağı sektörün kullanımına sunulurken 1.075 basın işletmesini kapsayan eğitim ve istihdam imkânı hayata geçirildi.
Yapay zekâ devleri yarışta rakip, kontrolde ortak: Google, OpenAI ve Anthropic aynı masada
Fri, 25 Sep 2026 14:27:00 +0300
Google, OpenAI ve Anthropic, en güçlü yapay zekâ modelleri için ortak test ve güvenlik standartları belirleyecek bağımsız bir yapı kurmaya hazırlanıyor. Geçici adı SAFA olan kurumun 2026 sonu veya 2027 başında devreye girmesi planlanıyor.
Mohamed Salah'a komşu olma fırsatı: Trabzon'daki villaya servet istiyorlar
Fri, 25 Sep 2026 14:00:00 +0300
Trabzon’un Ortahisar ilçesinde satışa çıkarılan lüks villa, fiyatından çok ilan başlığıyla dikkat çekti. Emlakçı, Trabzonspor’un yıldızı Mohamed Salah’ı kullanarak 31 milyon TL’lik villayı “Mohamed Salah’a komşu” ifadeleriyle satışa çıkardı.
Processing feed: https://www.finansgundem.com/rss
Error: cURL error: Maximum (20) redirects followed
Savaşı bitirecek teklif: İran'dan ABD'ye 7 günlük plan
Fri, 25 Sep 2026 17:13:00 +0300
İran'ın, ABD ile yaşanan savaşı sonlandırmak amacıyla Washington yönetimine Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını ve nükleer müzakerelerin yeniden başlatılmasını içeren 7 günlük bir plan sunduğu bildirildi.
New York Times gazetesinin haberine göre, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu marjında basın toplantısı düzenleyen İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Tahran yönetiminin çatışmaları durdurmak, Hürmüz Boğazı'nı trafiğe açmak ve ardından kapsamlı nükleer müzakerelere başlamak üzere Washington'a yedi günlük bir plan önerdiğini söyledi.
Erakçi, söz konusu teklifin, haziran ayında ABD ile İran arasında varılan ancak kısa sürede çöken mutabakat zaptındaki taahhütlerle büyük benzerlik taşıdığını ve Washington'un kabul etmesi durumunda derhal uygulamaya konulmaya hazır olduğunu ifade ederek, şunları aktardı:
"Arabulucular aracılığıyla ABD'ye, belirli koşullar yerine getirildiği takdirde Hürmüz Boğazı'nın yedinci günün sonunda açılacağı ve görüşmelerin yeniden başlayacağı yönünde bir plan sunduk."
Son olarak Erakçi, anlaşmanın ABD ara seçimlerinden önce sağlanmasının daha iyi olacağını sözlerine ekledi.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan Amerikalı bir yetkili, yönetimin arabulucular aracılığıyla olumlu ve yapıcı temaslar yürüttüğünü ancak ABD'nin bir anlaşma için acele etmeyeceğini savundu.
İran'ın 12 milyar dolar değerindeki dondurulan fonlarının serbest bırakılmasını istediği öne sürüldü
Haberde, İran'ın bu önerisinin, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın BM kürsüsünden karşılıklı sert mesajlar verdiği bir süreçte gündeme geldiğine işaret edildi.
Gazetenin haberinde, Trump'ın anlaşma olmaması halinde İran'ı "yok etmekle" tehdit ettiği, Pezeşkiyan'ın ise ülkesine zorbalık yapılamayacağını söylediği anımsatıldı.
Plana ilişkin şartlar kapsamında; yedi gün boyunca Lübnan dahil tüm çatışmaların durması, ABD'nin İran'a ait en az 12 milyar dolar olduğu tahmin edilen dondurulmuş fonları serbest bırakması, İran petrolü üzerindeki yaptırımları kaldırması ve deniz ablukasına son vermesi gerektiği iddia edildi.
Haberde, bu adımların ardından son gün Hürmüz Boğazı'nın açılacağı ve derhal nükleer müzakerelere başlanacağı öne sürüldü.
Trump'ın ise birincil hedefinin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek olduğunu, bunu ya diplomatik bir uzlaşıyla ya da yeni saldırılarla sağlayacağını söylediği aktarıldı.
Haberde, iki ülkenin yaklaşık yedi aydır savaş halinde olduğuna işaret edildi. Savaşın şubat ayı sonlarında ABD ve İsrail'in İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve askeri komuta kademesini öldüren hava saldırılarıyla başladığı, Trump'ın ilk etapta savaşın birkaç hafta süreceğini söylediği ancak savaşın küresel düzeyde petrol, enerji ve gıda fiyatları üzerinde geniş çaplı etkiler oluşturduğu hatırlatıldı.
Diplomatik temaslara ilişkin açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Katar arabuluculuğunda gerçekleştirilen üç saatlik toplantının bir uzlaşıyla sonuçlanmadığını bildirmişti.
Buna karşın, temaslarını 28 Eylül'e kadar New York'ta sürdürecek olan İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, 22 Eylül'de ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner ile Katar üzerinden mesaj teatisi gerçekleştirmişti. Görüşmeyi "verimli" olarak nitelendiren Erakçi'nin ardından, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de yeni temasların kapıda olduğunu açıklamıştı.
"Akıllıca hamle" vurgusu
Haberde; yaptırımlar, temel gıdada artan enflasyon, ilaç sıkıntısı ve ticari aksamalar nedeniyle İran ekonomisinin ağır bir baskı altında olduğuna dikkat çekildi.
Analistlere göre Trump, ara seçimler öncesinde savaşı sonlandırmanın getireceği siyasi kazanım ile Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı korumak arasında bir denge kurmak zorunda.
Crisis Group İran Projesi Direktörü ve Başkan Danışmanı Ali Vaez, teklifi "akıllıca bir hamle" olarak nitelendirdi.
Vaez, planın kamuoyunda destek bulmayan bir savaşı sonlandırıp ara seçimler öncesi enerji fiyatlarını düşüreceği için Trump açısından cazip olduğunu, aynı zamanda İran'ın lehine olan şartları geri getirdiğini vurguladı.
Vaez ayrıca, nükleer müzakerelere giden takvimin daraltılmasının Trump için çekici bir seçenek sunduğunu kaydetti.
Fon soruşturmasında yeni gelişme: Şüphelilerin mal varlıklarına el konuldu
Fri, 25 Sep 2026 17:12:00 +0300
Adalet Bakanı Akın Gürlek, fon soruşturması kapsamında tüm fon sahipleri ile yönetici konumundaki şüphelilerin mal varlıklarına el konulduğunu, bu kişilerin birinci derece yakınlarının mal varlıklarının da dondurulduğunu açıkladı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, fon soruşturmasında gelinen aşamaya ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden açıklamalarda bulundu. Gürlek, soruşturma kapsamında 76 şüpheli hakkında adli işlem yapıldığını, bunlardan 45’inin tutuklandığını ve 12 şüpheli için yakalama işlemlerinin başlatıldığını bildirdi.
Bakan Gürlek ayrıca, tüm fon sahipleri ile yönetici kademelerinde yer alan şüphelilerin mal varlıklarına el konulduğunu ve birinci derece yakınlarının da mal varlıklarının dondurulduğunu kaydetti.
"Mağdur vatandaşlarımızın hakkı sahipsiz bırakılmayacaktır"
Sorumluların hukuk önünde hesap vereceğinin altını çizen Bakan Gürlek, mağdur vatandaşların haklarına sahip çıkılacağını ifade etti:
"Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın alın teriyle oluşturduğu birikimleri korumak, mali sistemimizin güvenliğini sağlamak ve suçtan elde edilen kazançların izini sürmek amacıyla devletimizin kurumları güçlü bir koordinasyon içerisinde çalışmaktadır.
Bu anlayışla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Büromuz tarafından, Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) desteği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğümüzün çalışmalarıyla yürütülen fon soruşturması çok yönlü ilerlemektedir.
Bugüne kadar yürütülen operasyonlarda toplam 76 şüpheli hakkında adli işlem yapılmıştır. 45 şüpheli tutuklanmış, 5 şüpheli hakkında adli kontrol kararı uygulanmış, 12 şüpheli hakkında ise yakalama işlemleri başlatılmıştır. Gözaltındaki 14 şüphelinin adli işlemleri devam etmektedir.
Kimsenin mal kaçırmasına ve mağdur vatandaşlarımızın haklarına ulaşmasını engellemesine müsaade edilmemektedir. Tüm fon sahipleri ile yönetici kademelerinde yer alan şüphelilerin mal varlıklarına el konulmuştur. Birinci derece yakınlarının mal varlıkları dondurulmuştur.
Vatandaşlarımız müsterih olsun: Hiç kimsenin unvanı, görevi, ekonomik gücü veya çevresi hukukun üzerinde değildir. Kimse korunmamakta, kimse kayırılmamaktadır! Delillerin ortaya koyduğu sorumluluk zinciri takip edilmektedir.
Sorumluluğu bulunanlar hukuk önünde hesap verecek; mağdur vatandaşlarımızın hakkı sahipsiz bırakılmayacaktır."
VATANDAŞIMIZIN BİRİKİMİ SAHİPSİZ DEĞİLDİR, HİÇ KİMSE HUKUKUN ÜSTÜNDE DEĞİLDİR!
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın alın teriyle oluşturduğu birikimleri korumak, mali sistemimizin güvenliğini sağlamak ve suçtan elde edilen kazançların izini sürmek…
— Akın Gürlek (@abakingurlek) September 25, 2026
Ömer Koç'tan batı dünyasına sert "Gazze" eleştirisi
Fri, 25 Sep 2026 17:00:00 +0300
Elazığ'da düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi'nde konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç'tan batı dünyasına sert 'Gazze' elestirisi geldi. Koç, "ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği'nin İsrail'i koşulsuz olarak desteklemesi, Batı'nın yüz karası olan bu korkunç soykırımı mümkün kıldı. Maalesef artık Avrupa'nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır ve bunun hepimizi etkileyen çok vahim neticeleri olacaktır.” dedi.
Aram Ekin Duran - Elazığ
TÜRKONFED tarafından düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi, Elazığ'da iş dünyasının temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede küresel ekonomide yaşanan jeopolitik gerilimler, teknoloji rekabeti, iklim değişikliği, tedarik zincirleri, Avrupa ekonomisinin geleceği ve Türkiye'nin rekabet gücü ele alındı.
Zirvenin açılışında konuşan Ömer Koç, Elazığ'da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, zirvenin düzenlenmesine katkı sunan TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez'e, FIRATSİFED Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık'a ve Elazığ iş dünyasına teşekkür etti. Elazığ'ın köklü kültürü ve Harput'un ticari birikimiyle önemli bir ekonomik potansiyele sahip olduğunu belirten Koç, bu potansiyelin ekonomik değere dönüştürülmesinin bölgesel kalkınma açısından önem taşıdığını ifade etti.
"Küresel ekonomik düzen değişiyor"
Dünyanın tarihsel bir kırılma döneminden geçtiğini söyleyen Ömer Koç, İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen kurallara dayalı uluslararası düzenin aşındığını savundu.
Küresel ekonomiye ilişkin geçmişte geçerli olan bazı varsayımların günümüz koşullarını açıklamakta yetersiz kaldığını belirten Koç, devletlerin ekonomik ve jeopolitik çıkarları doğrultusunda hareket etmesinin uluslararası istikrar üzerinde önemli etkiler yarattığını söyledi. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın tedarik zincirlerinin planlanmasında jeopolitik risklerin önemini artırdığını ifade eden Koç, Avrupa sanayisinin Rusya'dan sağlanan enerjiye yüksek düzeyde bağımlılığının savaş sonrasında önemli sorunlara yol açtığını dile getirdi.
"Avrupa'nın en ufak ahlaki inandırıcılığı kalmadı"
Gazze'deki gelişmelerin ise uluslararası hukuk ve bu hukuku korumakla görevli kurumların işleyişine ilişkin tartışmaları gündeme getirdiğini belirten Ömer Koç, ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği'nin İsrail'e yönelik politikalarını eleştirdi.
Koç, şöyle konuştu:
"Gazze'de yaşanan soykırım bir insanlık trajedisine dönüşürken, uluslararası hukukun ve bunu korumakla mükellef kurumların içine düştüğü aciziyet de gözler önüne serildi. ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği'nin İsrail'i koşulsuz olarak desteklemesi, Batı'nın yüz karası olan bu korkunç soykırımı mümkün kıldı. Maalesef artık Avrupa'nın en ufak bir ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır ve bunun hepimizi etkileyen çok vahim neticeleri olacaktır.”
İsrail ile İran arasındaki gerilime de değinen Koç, ABD'nin olası müdahalesinin bölgesel çatışmanın kapsamını genişletebileceğini ve Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın kesintiye uğramasının küresel piyasalar üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Bu gelişmelerin alternatif ticaret ve ulaştırma koridorlarının önemini artırdığını kaydetti.
Teknoloji rekabetinin merkezinde yapay zekâ var
Küresel belirsizliğin önemli unsurlarından birinin ABD ile Çin arasındaki teknoloji rekabeti olduğunu belirten Koç, özellikle ileri teknoloji çipleri ve kritik hammaddelerin küresel rekabetin stratejik unsurları haline geldiğini ifade etti.
Yapay zekânın söz konusu rekabetin merkezinde bulunduğunu söyleyen Koç, teknolojik dönüşümün yüksek miktarda altyapı, enerji, su ve sermaye yatırımı gerektirdiğine dikkat çekti.
Avrupa'nın bu yarıştaki konumunun da tartışılması gerektiğini belirten Ömer Koç, eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi'nin raporuna atıf yaparak Avrupa'nın kritik teknolojiler için gereken Ar-Ge yatırımlarında ABD'nin gerisinde bulunduğunu söyledi. Avrupa Birliği'nin çip üretimi, bulut altyapısı, kritik hammaddeler, temiz enerji teknolojileri ve otomotiv gibi alanlarda dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik politikalar geliştirdiğini belirten Koç, bu kapsamda çeşitli teşvik ve düzenlemelerin uygulamaya konulduğunu kaydetti.
"İklim değişikliği artık bir iş riski"
İklim değişikliğinin de şirketler ve ekonomiler açısından doğrudan bir risk haline geldiğini ifade eden Koç, orman yangınları, seller, kuraklık ve aşırı sıcaklıkların üretim ve yatırım kararlarını etkilediğini söyledi.
İklim değişikliğinin artık yalnızca çevre politikalarının konusu olarak ele alınamayacağını belirten konuşmacı, tarım, enerji, ulaştırma ve finans başta olmak üzere birçok sektörde ekonomik kararların iklim koşullarından doğrudan etkilendiğini dile getirdi. Koç, jeopolitik gerilimler, teknolojik dönüşüm, iklim değişikliği, kaynak kısıtları ve ekonomik dalgalanmaların birbirini tetiklediği bir döneme girildiğini belirterek, "ekonomik dayanıklılık" kavramının bu koşullar altında yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.
"Türkiye coğrafi konumunun sunduğu fırsattan yararlanmalı"
Küresel ticaret koridorları, üretim üsleri ve lojistik ağlarının yeniden önem kazandığını belirten Ömer Koç, Türkiye'nin coğrafi konumunun ülkeye önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti.
Türkiye'nin sanayi ve hizmet sektörlerinde önemli bir üretim altyapısına sahip olduğunu belirten Koç, turizmin yanı sıra teknoloji girişimciliği gibi yüksek katma değerli alanlarda da potansiyel bulunduğunu söyledi. Bankacılık ve finans sektörünün de ekonomik dayanıklılığın önemli unsurlarından biri olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerine de değinen Koç, mal ticaretinin yüzde 40'ının, hizmet ticaretinin ise yüzde 30'unun Avrupa Birliği ile gerçekleştirildiğini belirtti.
Avrupa ile ekonomik ilişkilerin Türkiye'nin verimlilik, yönetim kapasitesi, teknoloji ve finansmana erişiminde önemli katkılar sağladığını ifade eden Koç, Avrupa ekonomisindeki gelişmelerin Türkiye'yi de doğrudan etkilediğini söyledi.
Türkiye'nin Avrupa ile güçlü ekonomik bağlarını korurken, Orta Doğu, Kafkasya, Orta Asya ve Afrika başta olmak üzere farklı bölgelerle ekonomik ilişkilerini çeşitlendirmesi gerektiğini belirten Ömer Koç, yakın coğrafyada barış ve istikrarın sağlanmasının ekonomik potansiyel açısından önem taşıdığını ifade etti.
"Hukukun üstünlüğü ekonomik istikrarın ön koşulu"
Ekonomik dayanıklılığın yalnızca finansal göstergelerle sağlanamayacağını belirten Koç, kurumların ve kuralların etkin biçimde işlediği, hukukun üstünlüğünün güvence altında olduğu bir yönetim anlayışının ekonomik istikrar açısından önem taşıdığını söyledi. Öngörülebilir bir hukuk sisteminin uzun vadeli yatırım kararları açısından gerekli olduğunu ifade eden Koç, bunun Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı dayanıklılığını da artıracağını dile getirdi.
Türkiye'de fiyat artışlarının gerilemesine rağmen enflasyonun hâlâ yüksek seviyelerde bulunduğunu belirten Ömer Koç, finansman maliyetlerinin reel sektör üzerindeki yükünün devam ettiğini söyledi.
Özellikle sanayicilerin uluslararası rekabet gücünün korunması açısından fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesinin ve finansman maliyetlerinin makul seviyelere çekilmesinin önemine dikkat çekti.
İhracatta rekabet baskısı
Türkiye'nin ihracat alanında da artan bir rekabet baskısıyla karşı karşıya olduğunu belirten Ömer Koç, Çin'in ölçek ve maliyet avantajlarının küresel rekabeti zorlaştırdığını söyledi.
Türk lirasının son dönemde reel olarak değer kazanmasının ihracatçılar üzerindeki baskıyı artırdığını ifade eden Koç, uzun vadede rekabet gücünün artırılmasının verimlilik ve yüksek katma değerli üretimden geçtiğini kaydetti.
Üretim yapısındaki dönüşümün uzun zaman alabileceğini belirten Koç, bu geçiş sürecinin mevcut sanayi altyapısı ve istihdam korunarak yönetilmesi gerektiğini söyledi.
"Yüksek teknoloji ürünlerinin ihracattaki payı artırılmalı"
Türkiye'nin güçlü bir sanayi ekosistemine ve farklı sektörlerde önemli bir üretim deneyimine sahip olduğunu belirten Ömer Koç, Anadolu'daki üretim merkezleri ve tedarik zincirlerinin ülkenin ekonomik gücünün önemli unsurlarından olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, yüksek katma değerli üretime ve beşeri sermayeye daha fazla yatırım yapılması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin imalat sanayisinde yüksek katma değerli üretim konusunda ilerleme kaydetmesine rağmen henüz istenilen seviyeye ulaşmadığını belirten Koç, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ihracatı içindeki payının OECD ortalamasında yüzde 16, Türkiye'de ise yüzde 3,8 olduğunu söyledi.
Ömer Koç, Türkiye'nin yalnızca üretim yapan değil, aynı zamanda teknoloji geliştiren, tasarım üreten ve fikri mülkiyet oluşturan bir ekonomik yapıya yönelmesi gerektiğini ifade etti. Bu dönüşümde insan kaynağının belirleyici rol oynadığını vurguladı.
Cumhuriyet'in ekonomik kalkınmadaki rolüne vurgu
Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat penceresi bulunduğunu belirten konuşmacı, Cumhuriyet'in değerlerinin bilim, eğitim ve nitelikli insan kaynağına yatırım konusunda yol gösterici olması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyet'in demokrasi, hukukun üstünlüğü, fırsat eşitliği ve özgür yurttaşlık anlayışının teminatı olduğunu ifade eden Koç, bilim ve eğitime yapılan yatırımların stratejik önem taşıdığını dile getirdi.
Koç Topluluğu'nun Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana sanayileşme ve ekonomik kalkınma sürecinde rol üstlendiğini belirten Koç, topluluğun yatırımı ve istihdamı ekonomik kalkınmanın temel unsurları arasında gördüğünü söyledi.
Koç Topluluğu olarak bundan sonraki dönemde de bilimsel gelişmeyi, demokratik ve çağdaş uygarlık hedeflerini esas alarak Türkiye'nin ekonomik ve toplumsal gelişimine katkı sunmayı sürdüreceklerini ifade etti.
"Belirsizlik yeni normal haline geliyor"
Konuşmasının sonunda küresel ekonomide yeni bir düzenin şekillendiğini belirten Koç, bu dönüşüm dönemlerinin ülkeler açısından hem fırsatlar hem de riskler barındırdığını söyledi.
Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınmasının girişimciliğin güçlendirilmesi, sanayinin geliştirilmesi, yerel potansiyelin harekete geçirilmesi ve iş dünyasının rekabet gücünün artırılmasına bağlı olduğunu ifade eden Koç, Anadolu'daki üretim merkezlerini ve iş dünyasını bir araya getiren TÜRKONFED'in çalışmalarının bu açıdan önem taşıdığını belirtti.
Süleyman Sönmez: “Reel sektör, ekonomik dayanıklılığın taşıyıcı gücüdür”
Teknolojinin gelişim hızı, iklim krizi ve jeopolitik risklerin, sermayenin ve üretimin niteliği ile ticaretin matematiğini değiştirdiğini söyleyen TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez ise, “Avrupa’da yaygınlaşan yakından tedarik eğilimi, yakın coğrafyamızdaki yeniden yapılanma süreci ve Türkiye’yi uluslararası bir transit ticaret odağına dönüştürmeyi hedefleyen düzenlemeler; ülkemizin üretim, ticaret ve yatırımın yeni coğrafyasındaki yerini güçlendirme potansiyeli taşıyor. Bu, Türkiye için bir kriz yönetme dönemi değil, krizlere dayanıklı bir ekonomi inşa etme dönemi.nbsp;
Ancak bu süreçte ekonomimiz büyüse de sanayinin büyümeye katkısı arzu edilen seviyeye bir türlü yaklaşamıyor. KOBİ’lerin yeşil-dijital dönüşüm hedeflerindeki aksamalar ise ihracat kapasitesinde aşınma gibi pek çok sonuç doğuruyor. Biz iş dünyası olarak kalıcı istikrarın değerini biliyoruz. Bu nedenle de dezenflasyon sürecinde muazzam bir bedeli taşımaya razı geliyoruz. Ancak reel sektörün Teknolojinin gelişim hızı, iklim krizi ve jeopolitik risklerin, sermayenin ve üretimin niteliği ile ticaretin matematiğini değiştirdiğini söyleyen TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, “Avrupa’da yaygınlaşan yakından tedarik eğilimi, yakın coğrafyamızdaki yeniden yapılanma süreci ve Türkiye’yi uluslararası bir transit ticaret odağına dönüştürmeyi hedefleyen düzenlemeler; ülkemizin üretim, ticaret ve yatırımın yeni coğrafyasındaki yerini güçlendirme potansiyeli taşıyor.
Bu, Türkiye için bir kriz yönetme dönemi değil, krizlere dayanıklı bir ekonomi inşa etme dönemi. Ancak bu süreçte ekonomimiz büyüse de sanayinin büyümeye katkısı arzu edilen seviyeye bir türlü yaklaşamıyor. KOBİ’lerin yeşil-dijital dönüşüm hedeflerindeki aksamalar ise ihracat kapasitesinde aşınma gibi pek çok sonuç doğuruyor. Biz iş dünyası olarak kalıcı istikrarın değerini biliyoruz. Bu nedenle de dezenflasyon sürecinde muazzam bir bedeli taşımaya razı geliyoruz. Ancak reel sektörün sürdürülebilir büyüme ve ekonomik dayanıklılığın taşıyıcı gücü olduğunun unutulmaması gerektiğini her zamankinden daha güçlü şekilde vurgulamak istiyoruz” dedi.
“Refahın ağırlık merkezini değiştirebilecek güce sahibiz”
Türkiye’nin büyük ölçekli kurumsal sermayesi ile Anadolu’ya yayılmış üretim sermayesinin daha sistematik biçimde birbirine bağlanması gerektiğine değinen Sönmez, TÜSİAD-TÜRKONFED iş birliğinin yeni dönemin stratejik ihtiyacı olduğunu kaydetti.nbsp;
İki kurumun yöneticilerinin ve üye iş insanlarının Anadolu’da hayata geçirdiği yatırımlardan örnekler veren Sönmez, “Bugün geldiğimiz noktada biliyoruz ki, bu büyük aile bir arada hareket ettiğinde, Türkiye’de refahın ağırlık merkezini değiştirebilecek bir güce sahip. Gelin, yıllardır il il, bölge bölge büyüttüğümüz bu iradeyle Türkiye’nin ikinci yüzyılındaki başarı hikayesini hep birlikte yazalım” diye konuştu.
“Bir yanda eşitsizlikler diğer yanda çalışma inadımız ve barış kararlılığımız var”
İş dünyasının üstlenmesi gereken toplumsal ve teknolojik sorumluluklara da dikkat çeken Sönmez konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Cumhuriyetimizin ilk yüzyılı bizi çağdaş dünyayla buluşturdu. İkinci yüzyılda eşit vatandaşlık, kamu yararı, hukuk ve fırsat eşitliği gibi kurucu değerlerimizi bugünün toplumsal gerçekliği içinde yeniden tanımlamalıyız.nbsp;
Ülkemizin yapay zekâyı geliştiren, veriyi işleyen, temiz enerjiyi üreten, veri merkezlerini ve yeni nesil sanayi altyapısını kuran ülkeler arasında yer almasını sağlamalı; teknolojinin kullanıcısı değil, üreticisi haline gelmeliyiz. Ekonomik sıkışmalarımız, bütçe açıklarımız, fırsat eşitsizliklerimiz ve gelişmişlik farklarımız var. Ancak bitmeyen çalışma inadımız, bir olma gücümüz, değerlerimiz ve burada dile getirmekten ayrıca memnuniyet duyduğum barış kararlılığımız da var. Bugün ve daima yapmamız gereken, Atatürk’ün dediği gibi Türkiye’de Türkiye’den başka bir şey düşünmemektir.”
Prof. Dr. Yasemin Açık: “Sermaye nereye akıyorsa üretim de genç de oraya akıyor”
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun yıllarca korku, acı ve göçle anıldığını, bugün ise bölgenin enerjisini üretime, yatırıma ve istihdama yöneltebileceği yeni bir dönemin başladığını belirten TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve FIRATSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, bu değişimin ekonomik karşılık bulması için sermayenin Anadolu’ya yayılması gerektiğini söyledi.nbsp;
Toplam banka kredilerinin yarısından fazlasının yalnızca İstanbul, Ankara ve İzmir’de toplandığına işaret eden Prof. Dr. Açık, “Sermaye nereye akıyorsa üretim de genç de gelecek de oraya akıyor ve akacak. Oysa yeni dünya düzeninde, ekonomik gücünü ülkenin dört bir yanına yayabilen ülkeler öne çıkıyor. Bu nedenle Türkiye’nin bir sonraki büyüme hikâyesi İstanbul’un dışında, Anadolu’da yazılmalıdır” şeklinde konuştu.
“İş insanlarımızı Yukarı Fırat’ın geleceğine ortak olmaya davet ediyorum”
Bölgenin ihtiyaç duyduğu iki temel unsurun ölçek ve sermaye olduğunu ifade eden Prof. Dr. Açık şöyle devam etti; “Elazığ Malatya, Bingöl ve Tunceli’yi kapsayan Yukarı Fırat Havzası; güçlü yatırım teşvikleri, ham maddeye yakın üretim imkânı, mevcut sanayi birikimi, genç insan kaynağı ve henüz yeterince değerlendirilmemiş yatırım alanlarıyla çok büyük bir potansiyel barındırıyor. Fırat Havzası bu hikâyeyi yazmaya hazır.nbsp;
Bu havzada, kurulmuş bir yay gibi gerilmiş muazzam bir potansiyel birikti. Artık o yayı serbest bırakmanın, yeni bir sayfa açmanın tam zamanıdır. Burada yapılacak her yatırım, gençlerimize doğdukları yerde çalışma, üretme ve gelecek kurma fırsatı sunacak, kadınların ekonomik hayata katılımını artıracak, bölgedeki aile şirketlerinin kurumsallaşmasını sağlayacaktır. Bugün bu salonda ülkemizin sanayi tarihini yazmış isimler var. Sizleri bu bölgeye yatırım yapmaya, Yukarı Fırat’ın geleceğine ortak olmaya davet ediyorum.”
Hafta sonu hava nasıl olacak?
Fri, 25 Sep 2026 16:45:00 +0300
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), kentte önümüzdeki hafta boyunca aralıklarla sağanak ve yer yer kuvvetli sağanak beklendiğini duyurdu.
AKOM'dan yapılan açıklamaya göre, İstanbul başta olmak üzere Marmara Bölgesi, Balkanlar üzerinden gelen serin ve yağışlı hava dalgasının etkisi altına girecek.
Yarın yerel geçişler şeklinde görülecek yağışların pazar günü saat 18.00 itibarıyla etkisini artıracağı ve il genelinde yayılacağı tahmin ediliyor.
Yağışın hafta boyunca aralıklarla sağanak ve yer yer kuvvetli sağanak şeklinde devam edeceği öngörülüyor.
Rüzgarın ise yarın öğle saatlerinden itibaren kuzey yönünden kuvvetlenerek saatte 30 ila 60 kilometre hıza ulaşması bekleniyor.
Poyrazın sert esmesiyle birlikte halihazırda 22 ile 24 derece aralığında seyreden hava sıcaklıklarının 15 ile 18 derece civarına gerileyerek mevsim normallerinin altına ineceği değerlendiriliyor.
Şırnak'tan Paris ve Londra'ya uzanan başarı: Balı iki kez altın madalya kazandı
Fri, 25 Sep 2026 16:39:00 +0300
Şırnaklı arıcı Yusuf Göktepe'nin ürettiği bal, uluslararası yarışmalarda üst üste iki kez altın madalyaya layık görüldü. Geçen yıl Paris'te ödül alan bal, bu yıl da Londra’da düzenlenen yarışmada altın madalya kazandı.
Şırnak’ta arıcılıkla uğraşan Yusuf Göktepe, ürettiği balla uluslararası yarışmalarda önemli bir başarı elde etti. Göktepe'nin balı, 2025'te Paris'te düzenlenen yarışmanın ardından bu yıl Londra'da gerçekleştirilen yarışmada da altın madalya kazandı.
Elektrikli araç sahiplerini ilgilendiriyor: DMM’den vergi açıklaması
Fri, 25 Sep 2026 17:14:09 +0300
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), sosyal medyada gündeme getirilen “Türkiye’de elektrikli araçlara kilometre bazlı yeni vergi uygulanacağı” yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını açıkladı.
Espressolab’da dikkat çeken ortaklık hamlesi: Yüzde 70’lik pay için anlaşma
Fri, 25 Sep 2026 16:42:54 +0300
Türkiye’nin önde gelen kahve zincirlerinden Espressolab’ın sahibi Eslab Kahve Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin ortaklık yapısında değişiklik gündeme geldi. Abu Dabi merkezli MAIR Group, şirketin yüzde 70 hissesini devralmak üzere anlaşma imzaladı.
'Süper meyve'nin değeri organik tarımla katlanıyor: 50 dekarlık alanda hayata geçirildi
Fri, 25 Sep 2026 15:56:07 +0300
Sakarya'da son yıllarda üretim alanı genişleyen, sağlığa olumlu etkileri dolayısıyla "süper meyve" olarak adlandırılan aronyanın değeri organik tarımla artıyor.
Kadın girişimciler 25 yıllık arkadaşlıklarını serada ortak üretime dönüştürdü: Topraksız tarım ile 1,5 milyonluk gelir elde ettiler
Fri, 25 Sep 2026 15:31:45 +0300
Yalova'da çocuklarının okul döneminde tanışarak 25 yıldır arkadaşlıklarını sürdüren Sultan Arkan ile Nuray Üresin, dostluklarını ortak girişime dönüştürerek geçen yıl kurdukları serada topraksız tarımla çilek üretmeye başladı. Girişimciler, ilk hasat döneminde yaklaşık 15 ton ürün elde etti. Ürünlerini doğrudan tüketicilerin yanı sıra pastane, manav, pazar ve kadın girişimciler tarafından işletilen satış noktalarına ulaştıran Arkan ve Üresin, yoğun talep üzerine üretim miktarını artırmayı planlıyor.
Kahramanmaraş'ta 12 bin dekarlık alanda yetişiyor! Kilosu 200 lirayı buluyor, Avrupa ve Asya’ya ihraç ediliyor
Fri, 25 Sep 2026 14:18:37 +0300
Kahramanmaraş’ın coğrafi işaretli ürünü Maraş biberinde hasat başladı. Tarlalardan toplanan biberler güneşte kurutularak pul biber, toz biber, ipek pul biber ve isot gibi ürünlere dönüştürülüp iç ve dış piyasaya gönderiliyor.
Patientdesk.ai'dan Türkçe ses modelleri: Alania ve Duyu
Fri, 25 Sep 2026 14:30:00 +0000
Sesli yapay zeka girişimi Patientdesk.ai'ın Y Combinator liderliğinde gerçekleşen tohum öncesi turda 1 milyon dolar yatırım aldığını şubat ayında sizlere aktarmıştık. Patientdesk.ai, Türkçe odaklı gel...
Sesli yapay zeka girişimi Patientdesk.ai'ın Y Combinator liderliğinde gerçekleşen tohum öncesi turda 1 milyon dolar yatırım aldığını şubat ayında sizlere aktarmıştık. Patientdesk.ai, Türkçe odaklı geliştirdiği iki yeni ses modelini kullanıma sundu. Şirketin Alania adlı modeli metni sese dönüştürürken, Duyu ise konuşmaları yazıya aktarıyor. Her iki model de tek bir hesap ve API anahtarı üzerinden kullanılabiliyor. Modeller, lansman kapsamında kayıt tarihinden itibaren bir ay boyunca ücretsiz olarak sunuluyor.
Patientdesk.ai'ın yeni modellerinin çıkış noktasında, mevcut sesli yapay zeka çözümlerinin önemli bir bölümünün ağırlıklı olarak İngilizce verilerle eğitilmiş olması yer alıyor. Türkçenin eklemeli yapısı, özel isimler, telefon görüşmelerindeki düşük ses kalitesi ve konuşma sırasında aktarılan e-posta adresleri ile telefon numaraları mevcut modeller için çeşitli zorluklar yaratabiliyor. Patientdesk.ai, ABD'deki kliniklerin telefon görüşmelerini yanıtlayan sesli asistanını geliştirirken edindiği deneyimden yararlanarak Alania ve Duyu'yu Türkçe için eğittiğini belirtiyor.
Şirketin paylaştığı verilere göre konuşmayı yazıya dönüştüren Duyu, açık Türkçe okuma testi FLEURS'ta yüzde 4,71 kelime hata oranına ulaştı. Aynı testte OpenAI'ın Whisper large-v3 modelinin kelime hata oranı yüzde 5,04 olarak ölçüldü. Patientdesk.ai'ın telefon kalitesindeki seslerden ve e-posta adresleri ile telefon numaralarının söylendiği konuşmalardan oluşan kendi test setinde ise Duyu'nun hata oranı yüzde 9,87 oldu. Şirketin aktardığına göre ElevenLabs'in Scribe v2 modeli aynı test setinde yüzde 10,4 hata oranı elde etti.
Duyu, önceden kaydedilmiş ses dosyalarının yanı sıra canlı konuşmaları da gerçek zamanlı olarak yazıya dönüştürebiliyor. Ben ürünü test etmek için ses dosyası yüklediğimde Duyu, hızlıca ses dosyasını metne dönüştürdü.
Alania ise Türkçe metinleri doğal ve tutarlı tek bir sesle okumaya odaklanıyor. Modelin ürettiği sesi cümlenin tamamlanmasını beklemeden akış halinde gönderebilmesi, özellikle telefon görüşmeleri ve sesli asistanlar gibi düşük gecikmenin önemli olduğu kullanım senaryolarını hedeflediğini gösteriyor. Şu an için platformda yalnızca tek bir ses seçeneği yer alıyor. Seslendirme esnasında randevu, soru ve sakinleştirme gibi tonlama seçenekleri sunulduğunu da ekleyelim.
Her iki modelin de yaygın olarak kullanılan OpenAI API biçimiyle uyumlu olduğunu belirtelim. Bu sayede geliştiriciler modelleri mevcut uygulamalarına küçük değişikliklerle entegre edebiliyor. Patientdesk.ai, modellerin tarayıcı üzerinden denenmesine ve geliştiricilerin API anahtarı oluşturmasına da imkan tanıyor.
Antalia-1 açık kaynak olarak yayınlandı
Patientdesk.ai, Alania ve Duyu'nun yanı sıra araştırma topluluğuna yönelik Antalia-1 adlı deneysel Türkçe metinden sese modelini de açık kaynak olarak yayınladı. Tek bir sesle eğitilen Antalia-1'in model ağırlıkları, kodu ve teknik raporuyla birlikte yaklaşık 5 saatlik Türkçe ses veri seti de paylaşıldı. Şirket, Antalia-1'i ticari ürünlerinden ayrı bir araştırma çalışması olarak konumlandırıyor.
Yapay Zeka Gündemi #64
Fri, 25 Sep 2026 14:00:00 +0000
Yapay zeka dünyasında bu hafta, yeni modellerin yanı sıra teknolojiyi günlük yaşama taşıyan özellikler öne çıktı. Google, Gemini’a yüz kazandıran Live Avatar’ı duyururken kullanıcılar adına işletmeler...
Yapay zeka dünyasında bu hafta, yeni modellerin yanı sıra teknolojiyi günlük yaşama taşıyan özellikler öne çıktı. Google, Gemini’a yüz kazandıran Live Avatar’ı duyururken kullanıcılar adına işletmeleri arayabilen Call for Me özelliğini test etmeye başladı. Meta, metin komutlarıyla oyun geliştirmeyi sağlayan araçlarını tanıttı. Anthropic ve OpenAI arasındaki model rekabeti, ajanların bilimsel araştırmalardaki rolü ve güvenlik tartışmaları da gündemdeydi.
Google, Gemini’a yüz kazandıran Live Avatar özelliğini tanıttı
Gemini 3.8 Live için geliştirilen Live Avatar, sesli görüşmelere konuşmayla uyumlu dudak hareketleri ve yüz ifadeleri ekliyor. Kullanıcıların yapay zeka ile görsel bir karakter üzerinden iletişim kurmasını sağlayan özellik, ilk aşamada Gemini Enterprise müşterilerine sunuluyor.
Gemini, Call for Me ile kullanıcılar adına işletmeleri arayabilecek
Google, Gemini’ın telefon görüşmeleri yaparak rezervasyon oluşturmasına, ürünlerin stok durumunu öğrenmesine ve randevuları değiştirmesine olanak tanıyan Call for Me özelliğini test ediyor. Yeni özellik, kişisel yapay zeka asistanlarının kullanıcı adına günlük işleri gerçekleştirmesine yönelik adımlardan biri olarak öne çıkıyor.
Google Fotoğraflar’a dijital gardırop özelliği eklendi
Google Fotoğraflar’ın yeni Wardrobe özelliği, fotoğraflarda görünen kıyafetleri otomatik olarak kataloglayarak dijital bir gardırop oluşturuyor. Kullanıcıların farklı kombinler hazırlamasına yardımcı olan özellik, şimdilik ABD, Hindistan ve Brezilya’da kullanılabiliyor.
Google, yapay zeka hesaplamaları için uzayı araştırıyor
Google, Project Suncatcher kapsamında yapay zeka çiplerini uzayda test ediyor. Proje, uzaydaki güneş enerjisinden yararlanarak gelecekte yapay zeka hesaplamaları için alternatif bir altyapı oluşturmayı hedefliyor. Çalışma, veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacına yönelik uzun vadeli arayışların bir parçasını oluşturuyor.
Meta, Horizon Create ve Horizon Studio ile oyun geliştirmeyi kolaylaştırmayı hedefliyor
Meta, kullanıcıların metin komutlarıyla kendi oyunlarını oluşturmasını sağlayan Horizon Create ve Horizon Studio adlı iki yapay zeka destekli araç duyurdu. Kodlama bilmeyen kullanıcılara da oyun geliştirme olanağı sunmayı amaçlayan araçlar, üretken yapay zekanın içerik üretimindeki kullanım alanlarını genişletiyor.
Anthropic ve OpenAI’dan yeni modeller: Claude Opus 5.5, GPT-6 Sol ve Luna
Anthropic’in duyurduğu Claude Opus 5.5, paylaşılan sonuçlara göre Artificial Analysis Intelligence Index’te 58 puanla Fable 5.1 ve GPT-6 Astra’yı geride bıraktı. Şirket, modelin daha az jargon kullandığını ve kullanıcıların yazım tercihlerine daha iyi uyduğunu belirtiyor. OpenAI ise önceki sürümlere kıyasla küçük performans artışları ve yüzde 50 daha düşük fiyatlarla GPT-6 Sol ve Luna’yı tanıttı. Milyon girdi/çıktı token’ı başına fiyatlar Sol için 2/10 dolar, Luna için 0,10/0,50 dolar olarak açıklandı.
Amazon, kullanıma sunulmasından 12 gün sonra Muse’un platform üzerinden alışveriş yapmasına engel getirdi. Şirket, ajanın kendisini tanıtmadan siteye eriştiğini ve müşteri giriş bilgilerini saklıyor gibi göründüğünü öne sürüyor. Meta ise Muse’un şifreleri veya ödeme bilgilerini göremediğini, erişim bilgilerinin güvenli bir depolama sistemi üzerinden kullanıldığını savunuyor. Anlaşmazlık, kullanıcı adına alışveriş yapan ajanlarla e-ticaret platformları arasındaki kontrol mücadelesini gündeme taşıyor.
Meta Muse, 2,5 milyon indirmeyi aştı; Muse Charm tanıtıldı
Sensor Tower tahminlerine göre Muse, 21 Eylül itibarıyla 2,5 milyon indirmeyi aşarak ABD App Store’un ücretsiz uygulamalar sıralamasında ChatGPT’nin önüne geçti. Meta ayrıca kişisel ajanına erişim için Muse Charm adlı cep boyutunda bir cihaz duyurdu. Küçük ekranında hareketli bir avatar gösteren cihaz, kullanıcıların telefonlarını açmadan Muse ile sesli iletişim kurmasını amaçlıyor.
ChatGPT’ye sesli komutlarla görev başlatabilen ajan özellikleri geldi
OpenAI, ChatGPT’nin sesli kullanımını bağlı uygulamalar ve görev gerçekleştirme yetenekleriyle genişletti. Kullanıcılar konuşarak belge, sunum veya web sitesi hazırlama gibi işleri başlatabilecek; e-posta, takvim ve Slack gibi hizmetlerdeki bilgilerden yararlanabilecek. Web, iOS ve Android’i kapsayan güncelleme, telefonda başlatılan çalışmaların bilgisayarda sürdürülmesine de olanak tanıyor.
YouTube, video düzenleme ve kanal yönetimine yeni yapay zeka araçları ekliyor
YouTube, Gemini destekli bir video düzenleme asistanı ve içerik üreticilerine yönelik yeni araçlar duyurdu. Kullanıcılar yazılı talimatlarla sahneleri yeniden sıralayabilecek, görüntüleri kısaltabilecek ve kurguyu müziğe uyarlayabilecek. Yenilikler; kapak görseli seçimi, performans analizi ve yorum yönetimi gibi alanları da kapsıyor.
Grok 4.7 uzun süreli görevlere, Gemini’ın yeni ses modelleri özelleştirmeye odaklanıyor
SpaceXAI’ın tanıttığı Grok 4.7, kodlama ve tamamlanması saatler sürebilen profesyonel görevlerde performansı artırmayı hedefliyor. Model, kendi çıktılarını denetleme ve karmaşık işleri tamamlama becerilerindeki iyileştirmelerle geliyor. Google’ın yeni Gemini 3.8 Flash TTS ve Flash-Lite TTS modelleri ise 100’ün üzerinde dilde özel ses oluşturma, satır bazında yönlendirme ve iki konuşmacılı diyalog üretme özellikleri sunuyor.
Anthropic: Claude, yapay zeka Ar-Ge çalışmalarının yüzde 26’sında lider rol üstleniyor
Anthropic’in şirket içi ölçümlerine göre Claude’un insan gözetiminde görevleri baştan sona yürüttüğü çalışmaların oranı, şubatta yüzde 1’in altındayken yüzde 26’ya yükseldi. Modelin insan yönlendirmesiyle iş birliği yaptığı veya daha fazla sorumluluk üstlendiği çalışmaların oranı yüzde 90’ı aşıyor. Yaklaşık 30 bin ajan kullandığını açıklayan şirket, tamamen insan müdahalesi olmadan yürütülen görevlerin oranının hâlâ sıfır olduğunu vurguluyor.
Claude ajanları, biyoloji araştırmasında yeni bir genetik sistemin belirlenmesine katkı sağladı
Anthropic, Claude ajanlarının bakterileri enfekte eden virüslerde daha önce tanımlanmamış bir genetik sistem belirlediğini açıkladı. Yaklaşık 950 ajanın çalışmasında, bilinen bir enzimin çevresindeki CRISPR benzeri tekrarlayan DNA dizileri dikkat çekti. Dario Amodei, ART adı verilen sistemin yeni bir gen düzenleme mekanizması olabileceğini belirtiyor. Araştırma alanının seçilmesi ve önerilen deneylerin gerçekleştirilmesinde insan bilim insanları da görev aldı; sistemin potansiyelinin doğrulanması için araştırmaların sürmesi gerekiyor.
OpenAI, matematik araştırmaları için bağımsız danışma grubu oluşturdu
OpenAI’ın matematik çalışmalarını değerlendirecek grup, Princeton’daki Institute for Advanced Study bünyesinde faaliyet gösterecek. Şirket, kurum içinde kullanılan bir modelin 100’den fazla açık matematik problemini çözdüğünü öne sürerken yeni yapı, uzman matematikçilerin araştırmaların değerlendirilmesinde daha fazla söz sahibi olmasını amaçlıyor.
Ajanların izinsiz erişimleri güvenlik tartışmalarını büyütüyor
Google, Gemini’ın mayıs ayındaki güvenlik testlerinde üç şirketin gerçek sistemlerine izinsiz eriştiğini doğruladı. Şirket, modelin hatasını fark edince işlemleri durdurduğunu ve test prosedürlerinin güncellendiğini açıkladı. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese de bir OpenAI ajanının haziranda Medicare istatistik portalına izinsiz erişerek kamuya açık olmayan dosyaları aldığını duyurdu. Gelişmeler, ajanların erişim izinlerini ve test ortamlarının sınırlarını yeniden gündeme getirdi.
Ruh sağlığı yanıtları ve kullanıcı verileri denetim gündeminde
OpenAI, modellerin ruh sağlığıyla ilgili konuşmalarda güvenli ve doğru yanıtlar üretme becerisini değerlendirmek için MentalHealthBench’i geliştirdi. Araç, farklı kullanıcı profilleri ve senaryolar üzerinden model davranışlarını ölçüyor. Çin’de ise DeepSeek ve Moonshot’ın kullanıcı verilerini, kullanıcıların bilgisi dışında Claude’a yönlendirdiği iddiaları nedeniyle inceleme altında olduğu bildiriliyor.
Türkiye’de işletmelerin yapay zeka kullanımı yüzde 51’e ulaştı
AWS ve Strand Partners’ın araştırmasına göre Türkiye’de yapay zeka kullanan işletmelerin oranı bir yılda yüzde 37’den yüzde 51’e yükseldi. Araştırmaya göre Türkiye’deki iş dünyası liderlerinin yüzde 66’sı yapay zekayı yüksek düzeyde veya en önemli stratejik önceliklerden biri olarak görüyor. Finansal hizmetler, medya ve eğlence, perakende ve imalat ise yapay zekâ adaptasyonunun öne çıktığı sektörler arasında yer alıyor. Türkiye’deki işletmelerin yüzde 24’ü raporda yapay zeka kullanımında ileri seviye olarak tanımlanan aşamaya ulaşmış durumda.
Akıllı gözlükler ve yeni çipler donanım yarışını hızlandırıyor
Yapay zeka destekli akıllı gözlük pazarı yüzde 263 büyürken Meta’nın pazar payı yüzde 94 seviyesinde bulunuyor. Meta IMAX destekli yeni sanal gerçeklik gözlüğü Meta VR Glasses'ın yanı sıra kamerasız akıllı gözlüklerini tanıttı.
Alibaba ise önceki nesle kıyasla üç kat performans sunduğunu belirttiği yeni yapay zeka çipini tanıttı. Şirket ayrıca 5–10 trilyon parametreli bir model ve 2032’ye kadar 20 GW veri merkezi kapasitesi hedeflerini paylaştı.
Yapay zeka altyapısına yatırım ve kapasite arayışı sürüyor
Finlandiya merkezli Verda, yapay zeka uygulamalarına yönelik bulut altyapısı için Emergence Capital liderliğinde 189 milyon dolarlık B serisi yatırım aldı. Anthropic’in de Stream Data Centers’tan 1 GW’a kadar veri merkezi kapasitesi kiralamak için görüşmeler yürüttüğü bildiriliyor. The Information’ın haberine göre olası anlaşmada Google ve Broadcom’un yapay zeka çipleri kullanılabilir.
Precision, beyin-bilgisayar arayüzleri için 250 milyon dolar yatırım aldı
Beyin-bilgisayar arayüzleri geliştiren Precision, 250 milyon dolarlık D serisi yatırım turunu tamamladı. Tura Pershing Square, Ackman Oxman Institute ve adı açıklanmayan bir yatırım fonu ortaklaşa liderlik etti.
Kurumsal yapay zeka ve sağlık girişimleri yeni yatırımlar aldı
Kurumsal süreçler için yapay zeka çalışanları geliştiren Ema, 77 milyon dolar yatırım alarak toplam finansmanını 140 milyon dolara taşıdı. İlaç keşfine odaklanan Enveda, 311 milyon dolarlık E serisi turunu tamamlarken onkoloji ve klinik araştırmalar için yapay zeka geliştiren Altis Labs 25 milyon dolar yatırım aldı. Fiziksel yapay zeka girişimi Vantora’ya sağlanan yatırım ise 100 milyon doların üzerinde oldu.
Andreessen Horowitz, lise mezunları için girişim odaklı akademi başlatıyor
Andreessen Horowitz, 42 milyon dolarlık Horowitz Andreessen Academy programını duyurdu. Gagan Biyani’nin yöneteceği bir yıllık programın ilk grubunun 2027 sonbaharında yaklaşık 50 öğrenciden oluşması planlanıyor. Diploma vermeyecek programda, kabul sürecinde notlar yerine öğrencilerin geliştirdiği projeler öne çıkacak. Katılımcılara girişimlerde çalışma deneyimi, 50 bin dolarlık hesaplama kredisi, 5 bin dolarlık seyahat bütçesi ve teknoloji liderlerinden dersler sunulması hedefleniyor.
Trump’tan “AI Force” planı ve yapay zekaya yeni isim önerisi
ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekaya odaklanacak “AI Force” adlı bir yapı oluşturacağını ve bu alandan sorumlu yeni bir yetkili atayacağını açıkladı. Trump ayrıca “Artificial Intelligence” ifadesine alternatif isimler için sosyal medyada anket başlattı. Yeni yapının görev alanı ve mevcut kurumlarla ilişkisi konusunda ayrıntı paylaşılmadı.
Google, Gemini'ın kullanıcılar adına işletmeleri aramasını sağlayan Call for Me özelliğini test ediyor
Fri, 25 Sep 2026 13:00:00 +0000
Google, yapay zeka asistanı Gemini’ın kullanıcılar adına işletmelerle telefon görüşmeleri gerçekleştirebildiği Call for Me özelliğini test etmeye başladı. Özellik, ilk aşamada ABD’de ücretli Gemini ab...
Google, yapay zeka asistanı Gemini’ın kullanıcılar adına işletmelerle telefon görüşmeleri gerçekleştirebildiği Call for Me özelliğini test etmeye başladı. Özellik, ilk aşamada ABD’de ücretli Gemini aboneliği bulunan Pixel 11 serisi kullanıcılarına sunuluyor. Kullanıcıların ayrıca Google’ın Telefon uygulamasının herkese açık beta programına katılması gerekiyor.
Call for Me, aramayı doğrudan kullanıcının telefonundan, kendi numarasıyla gerçekleştiriyor. Gemini, otomatik telefon menülerinde ilerleyebiliyor, hatta bekleyebiliyor ve işletme çalışanıyla görüşebiliyor. Desteklenen işlemler arasında bir ürünün stok durumunu öğrenmek, restoran rezervasyonu yapmak, mevcut bir randevunun tarihini değiştirmek ve ürün ayırtmak bulunuyor.
Özelliğin dikkat çeken yönlerinden biri, Gemini’ın görüşme sırasında kullanıcının önceden paylaşılmasına izin verdiği kişisel bilgileri aktarabilmesi. Kullanıcılar, konuşmanın anlık metin dökümünü takip edebiliyor ve istedikleri anda görüşmeyi devralabiliyor. Böylece yapay zekanın yürüttüğü telefon görüşmesine doğrudan müdahale edilebiliyor.
Google’ın telefon görüşmelerini kolaylaştıran araçları arasında Direct My Call da bulunuyor. Bu araç, işletmelerin otomatik sesli menülerindeki seçenekleri ekranda göstererek kullanıcıların ilgili tuşlara dokunmasını sağlıyor. Call for Me ise işletmeyle konuşmayı da üstlenerek bu yaklaşımın kapsamını genişletiyor.
Google, gerçek görüşmelerin karmaşıklığı nedeniyle denemeyi küçük ölçekte başlattığını ve daha geniş kullanıma geçmeden önce özelliği geliştirmek istediğini belirtiyor. Eski Pixel modelleri, diğer Android cihazlar veya Türkiye dahil farklı ülkeler için henüz bir kullanıma sunulma takvimi açıklanmış değil.
Call for Me, Google’ın telefon görüşmelerini yapay zekayla otomatikleştirmeye yönelik çalışmalarının devamı niteliğinde. Şirket, 2018’de tanıttığı Duplex teknolojisiyle Google Asistan’ın bir kuaförü arayarak randevu alabildiğini göstermişti. Daha sonra sunulan Ask for Me, işletmelerden fiyat ve hizmet bilgisi toplamaya odaklanırken, Hold for Me kullanıcı adına hatta bekleyip bir çalışan yanıt verdiğinde bildirim gönderiyordu. Call for Me ise bilgi toplama, hatta bekleme ve görüşmeyi yürütme yeteneklerini tek bir özellikte bir araya getiriyor.
Görsel Kaynak: ChatGPT
Beyin-bilgisayar ara yüzleri alanına odaklanan Precision, 250 milyon dolar yatırım aldı
Fri, 25 Sep 2026 12:00:00 +0000
Neuralink'in rakibi Precision, 250 milyon dolar yatırım aldı. Şirketin 250 milyon dolarlık D serisi yatırım turuna Pershing Square, Ackman Oxman Institute ve adı açıklanmayan bir yatırım fonu ortaklaş...
Neuralink'in rakibi Precision, 250 milyon dolar yatırım aldı. Şirketin 250 milyon dolarlık D serisi yatırım turuna Pershing Square, Ackman Oxman Institute ve adı açıklanmayan bir yatırım fonu ortaklaşa liderlik etti. ABD merkezli Precision'ın yatırım turunda Duquesne Family Office, ARK Invest, Invus, B Capital, Mirae Asset Capital, Korea Investment Partners, Hitachi Ventures, JSL Health Capital ve Mubadala Capital yer aldı.
2021 yılında kurulan şirketin bugüne kadar aldığı toplam yatırım miktarı 430 milyon dolara ulaştı. Precision, yeni yatırımı klinik programını genişletmek, Layer 7 teknolojisinin FDA inceleme sürecini ilerletmek ve ticarileştirme çalışmalarını desteklemek için kullanacağını açıkladı.
Şirket, 2021 yılında Benjamin Rapoport, Michael Mager, Demetrios Papageorgiou ve Mark Hettick tarafından kuruldu. Precision, beyin-bilgisayar arayüzleri (BCI) geliştiriyor. Şirket, insanların düşünceleriyle dijital cihazları kontrol edebilmesini sağlayacak sistemler üzerinde çalışıyor. Bu teknoloji kapsamında geliştirilen Layer 7 Cortical Interface, beynin yüzeyine yerleştirilen, ince ve esnek bir elektrot dizisinden oluşuyor.
Dokuya nüfuz etmeden beynin yüzeyindeki sinirsel aktiviteleri kaydetmeyi amaçlıyor. Sistemde elektrotlar tarafından toplanan beyin sinyalleri, kafatası ile saçlı deri arasına yerleştirilen bir işlem birimine gönderiliyor. Sistem bu sinyalleri analiz ederek dijital cihazların anlayabileceği komutlara dönüştürüyor. Böylece kullanıcıların bilgisayar veya diğer dijital cihazlarla fiziksel bir giriş aracına ihtiyaç duymadan, beyin sinyalleri aracılığıyla etkileşim kurabilmesi hedefleniyor.
Meta, yapay zeka destekli yeni oyun geliştirme araçları Horizon Create ve Horizon Studio'yu tanıttı
Fri, 25 Sep 2026 11:00:00 +0000
Meta, oyun ve sanal gerçeklik ekosistemini çok daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla yepyeni bir yapay zeka aracı geliştiriyor. Şirket, kodlama becerisine sahip olmayan kullanıcıların, sadece metin...
Meta, oyun ve sanal gerçeklik ekosistemini çok daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla yepyeni bir yapay zeka aracı geliştiriyor. Şirket, kodlama becerisine sahip olmayan kullanıcıların, sadece metin komutları girerek iki veya üç boyutlu mobil oyunlar üretmesini sağlayan Horizon Create ve Horizon Studio araçlarını duyurdu. Erken erişim aşamasında olan bu yenilikçi araçlar için bekleme listesi kayıtları an itibarıyla başlıyor.
Bağımsız bir mobil uygulama olan Horizon Create üzerinden kullanıcılar oyun fikirlerini metinle tarif ederek veya hazır şablonlarla sürece başlıyor. Yapay zeka bu komutları kullanarak ilerleme sistemleri, dengeli zorluk seviyesi, sanat yönetimi ve çok oyunculu modlar barındıran oynanabilir bir oyun inşa ediyor. Kullanıcılar ek komutlarla karakterleri ve hikayeyi düzenleyebiliyor. İnşa süreci arka planda sürerken oyun test edilmeye hazır olduğunda cihaza bildirim geliyor ve eş zamanlı çoklu proje yürütülebiliyor.
Horizon Studio ise, aynı mantığı tarayıcı üzerinden daha ince ayarlarla sunuyor. Herhangi bir kurulum gerektirmeyen bu sürümde sahneler düzenleniyor varlıklar değiştiriliyor ve komut dosyaları manuel ayarlanıyor. Ortak altyapı sayesinde projeler telefon ve tarayıcı arasında kesintisiz aktarılıyor.
Yayınlanan oyunlar doğrudan Facebook, Instagram ve Horizon akışlarında beliriyor. Oyuncular, ek dosya indirmeden tek dokunuşla bu oyunlara saniyeler içinde katılıyor ve eğlenceli olup oyuncuyu içeride tutan yapımlar daha fazla görünürlük elde ediyor. Canlıya alınan her oyun, öncesinde zorunlu güvenlik testlerinden geçiyor ve otomatik yaş derecelendirmesi alıyor. Başlangıçta sanal gerçeklik odaklı olan platform, bu hamleyle odağını mobile kaydırırken Unity ve Roblox gibi rakiplerin de benzer adımlar attığı pazarda, sizlere daha önce de aktardığımızPocket isimli uygulamasıyla edindiği deneyimi iyice genişletiyor.
Running a small business involves various costs that go beyond just the product or service you are selling. One crucial aspect of managing a small business is handling overhead costs, which are the ongoing expenses of operating a business. These costs can include rent, utilities, insurance, salaries, supplies, and more. Managing overhead costs effectively is essential for the financial health and sustainability of your business.
When it comes to financial services in Moscow, understanding and managing overhead costs is crucial for the success of any business operating in this competitive market. Overhead costs are the ongoing expenses that a financial services firm incurs to operate its business but are not directly tied to a specific service or product. These costs can include rent, utilities, salaries, insurance, office supplies, and more.
When looking to make an investment in Melbourne, it's essential to consider all the factors that can impact your bottom line. One significant factor to keep in mind is overhead costs. These are the ongoing expenses that are necessary to run and maintain your investment property or business in Melbourne.
When it comes to investment strategies, one key consideration is understanding overhead costs and how they can impact the potential returns of high-yield investments. Overhead costs refer to the ongoing expenses that a business or investment incurs in order to operate, such as rent, utilities, salaries, and administrative costs. These overhead costs can eat into the overall profitability of an investment and are an important factor to consider when evaluating high-yield opportunities.
When running a business, it's crucial to consider overhead costs and how they can impact your bottom line. One way to potentially reduce overhead costs is by accepting cryptocurrency payments.
When businesses make cross-border investments in Mexico, they need to consider various factors that can impact their overhead costs. Understanding and strategizing around these overhead costs is crucial for the success of such investments. In this blog post, we will discuss the key overhead costs associated with cross-border Mexican investments and explore how businesses can effectively manage them.
When it comes to running a successful business, managing overhead costs is a key component of financial success. By efficiently allocating resources and minimizing unnecessary expenses, businesses can increase profitability and competitiveness in the market. However, simply cutting costs is not always the best approach. It is essential for businesses to also focus on strategic investments that can drive growth and improve overall performance.