Türkiye'de 1,2 milyar dolara yaklaşan ve yıllık yüzde 26 büyüme kaydeden bulut pazarı yeni bir döneme giriyor. Yapay zekâ yatırımlarıyla katlanan veri hacmi, şirketlerin altyapı tercihlerinde 'veri egemenliği, regülasyon ve iş sürekliliği' kriterlerini öne çıkarırken, yerli pazarın ana hedefi ise kendi bölgesine hizmet veren bir veri üssü haline gelmek.
Dijital dönüşümün ve yapay zekâ teknolojilerinin iş dünyasındaki kapsama alanını her geçen gün genişletmesi, veri altyapılarının ve bulut bilişim hizmetlerinin rolünü kökten değiştiriyor. Dünyada kamu ve genel bulut ekosistemi 800-850 milyar dolar büyüklüğe ulaşırken, harcamalar küresel ölçekte yıllık ortalama yüzde 18-20 bandında artış gösteriyor. Türkiye’de ise 1-1,2 milyar dolar seviyesine yaklaşan bulut pazarı, yıllık ortalama yüzde 22-26 civarındaki büyüme ivmesiyle öne çıkıyor.nbsp;
Pazardaki bu güçlü ivmenin arkasında ise şirketlerin değişen öncelikleri yatıyor. İki yıl öncesine kadar ağırlıklı olarak sunucu kiralama ve esneklik odağında yürütülen bulut projeleri, bugün yerini verinin nerede saklandığına, erişim yetkilerine, KVKK ve 5651 sayılı Kanun gibi regülasyon uyumuna ve olası bir felaket anında sistemlerin kaç saatte ayağa kalkacağına bıraktı. Siber güvenlik riskleri ve fidye yazılımlarının artmasıyla birlikte yedekleme ve felaket kurtarma çözümleri de lüks olmaktan çıkıp bütçelerin ilk sırasına yerleşti. Veri egemenliği, iş sürekliliği ve altyapı tercihlerindeki bu dönüşümü, kendi ağ omurgası ve Türkiye merkezli veri altyapısıyla hizmet veren Layer Sistem'in Kurucu Ortağı Burak Tuvay ile sektörü konuştuk.
Yapay zekâ yatırımlarının hızlanmasıyla birlikte Türkiye'de bulut bilişim pazarında nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Kurumların bulut hizmetlerinden beklentileri son bir-iki yılda nasıl değişti?
En büyük değişim verinin ağırlığında. Yapay zekâ projeleri kurumların veri hacmini kısa sürede katlıyor ve bu veri artık şirketlerin kaybetmeyi ya da erişememeyi göze alabilecekleri bir şey değil. İki yıl önce bulut görüşmelerinde konu çoğunlukla sunucu kiralamaktı. Bugün sorular değişmiş durumda. Veri tam olarak nerede duruyor, kim erişebiliyor, bir kesintide işler kaç saatte ayağa kalkar? Beklenti esneklikten kontrole ve sürekliliğe kaydı. Bu da altyapısını Türkiye'de işleten sağlayıcılar için doğal bir zemin oluşturuyor.
Veri egemenliği kavramı artık şirketlerin bulut tercihlerinde ne kadar belirleyici? Özellikle KVKK ve 5651 sayılı Kanun açısından şirketlerin en fazla hangi konularda zorlandığını gözlemliyorsunuz?
Birkaç yıl önce veri egemenliği sunumlarda bir slayttı, bugün satın alma kriteri. Finans, sağlık gibi düzenlemeye tabi sektörlerde ve kamuya iş yapan kurumlarda verinin Türkiye'de tutulması çoğu sözleşmede açık şart haline geldi. KVKK tarafında şirketleri en çok zorlayan konu, kişisel verinin yurt dışına aktarımında tabloyu belgeleyebilmek; küresel platformlarda verinin hangi ülkede işlendiğini uçtan uca göstermek her zaman mümkün olmuyor. 5651 sayılı Kanun açısından ise yük daha operasyonel diyebiliriz. Trafik kayıtlarını mevzuata uygun biçimde, zaman damgalı ve bütünlüğü korunmuş olarak saklamak, küçük ve orta ölçekli işletmeler için başlı başına bir iş. Biz her iki yükü de altyapı seviyesinde çözüyoruz.
Küresel bulut sağlayıcılarıyla yerli bulut sağlayıcıları arasındaki rekabette Türkiye'deki şirketlerin yerli altyapıya yönelmesini sağlayan temel faktörler neler?
Yönelimi başlatan çoğunlukla regülasyon oluyor; kalıcı hale getiren ise destek deneyimi. Verinin Türkiye'de, güvenilir bir veri merkezinde tutulması KVKK ve 5651 uyumunu baştan sadeleştiriyor. Güvenlik tarafında yerli sağlayıcılar uluslararası standartlarla çalışıyor. Biz de bilgi güvenliği yönetimimizi ISO/IEC 27001:2022 çerçevesinde yürütüyoruz ve BTK kayıtlı yer sağlayıcıyız. Teknik destekte fark daha net: müşterilerimiz bir sorun olduğunda sistemi gerçekten işleten mühendise ulaşıyor, katmanlı bir çağrı merkeziyle muhatap olmuyor. Maliyet ise tek başına belirleyici değil. İş yüküne göre iki yönde de değişebiliyor. Biz kararın giderek maliyetten çok kontrol ve uyum üzerinden verildiğini görüyoruz.
Önümüzdeki dönemde şirketlerin veri saklama ve işleme tercihlerinde ne gibi değişiklikler bekliyorsunuz?
Veri stratejik varlık olunca mimarinin öncelikleri değişiyor. Eskiden tasarımın merkezinde işlem gücü vardı, şimdi verinin yaşam döngüsü var. Hangi veri nerede duracak, kim erişecek, kaç kopyası olacak, saldırı anında temiz kopya nerede duruyor? Bu sorular artık mimarinin ilk sayfasında. Önümüzdeki dönem için iki değişiklik bekliyorum. Birincisi, kurumlar veriyi sınıflandırıp kritik olanı yurt içinde, denetleyebildikleri altyapıda toplayacak. İkincisi, yedekleme pasif bir sigorta olmaktan çıkıp aktif bir güvenlik katmanına dönüşecek: üretim verisinden ayrı lokasyonda tutulan ve değiştirilemez biçimde saklanan kopyalar yaygınlaşacak. Biz bulut müşterilerimizde bu yaklaşımı bugün uyguluyoruz.
Layer Sistem olarak Türkiye'deki bulut pazarının büyüklüğünü ve önümüzdeki birkaç yıllık büyüme potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz? Hangi sektörlerde talebin daha hızlı artacağını öngörüyorsunuz?
Pazarın yönü konusunda araştırma şirketleriyle aynı fikirdeyiz: Türkiye'de bulut harcamaları yıllardır dünya ortalamasının üzerinde büyüyor ve bu ivmenin kısa vadede yavaşlaması için bir neden görünmüyor. Bizim sahada gördüğümüz, büyümenin iki damardan geldiği. İlki düzenlemeye tabi sektörler: finans, sağlık, sigorta ve kamuya iş yapan kurumlar veri lokasyonunun netleşmesini istiyor. İkincisi iş sürekliliği tarafı: üretimden perakendeye her ölçekte şirket, fidye yazılımı vakalarıyla birlikte yedekleme ve felaket kurtarmayı bütçesine aldı. Misafir interneti sunan otel, restoran ve zincir mağazalarda da 5651 sayılı Kanun kaynaklı loglama talebi istikrarlı biçimde artıyor.
Şirketinizin ciro, müşteri sayısı ve kapasite açısından 2026 yılı performansı nasıl gidiyor? 2027 hedeflerinizden bahsedebilir misiniz?
2026 bizim açımızdan talebin hızlandığı bir yıl oldu. Özellikle yedekleme, felaket kurtarma ve loglama hizmetlerinde yeni müşteri kazanımı belirgin şekilde arttı. Kapasitemizi de buna paralel genişletiyoruz. Rakamsal hedeflerden bizim önemli olan, mevcut müşterilerimizin veri hacminin büyümesi ve bu büyümeye aynı hizmet seviyesiyle eşlik edebilmek. nbsp;Önümüzdeki yılın önceliği bu dengeyi koruyarak kurumsal tarafta payımızı büyütmek.
Layer Sistem'in kendi ağ omurgasını ve altyapısını Türkiye'de işletmesi, uluslararası bulut sağlayıcıları karşısında nasıl bir rekabet avantajı yaratıyor?
Avantajın özü kontrol. İnternet çıkışından veri saklama katmanına kadar zincirin tamamı kendi elimizde olduğu için bir sorunda dışarıda kimseyi beklemiyoruz, yolun her adımını tanıyoruz. Küresel platformlarda bu zincirin önemli bölümü kurumun göremediği yerlerde işliyor. Bizi farklılaştıran üç unsura bakarsak, altyapımızı ve ağ omurgamızı Türkiye'de kendimiz kurup işletiyoruz. Müşterilerimizin verisi yurt dışına çıkmıyor. İkincisi, destek modelimiz. Müşterinin karşısında sistemi doğrudan işleten mühendis var. Üçüncüsü, iş sürekliliğini mimariye gömdük. Ana veri merkezimiz İstanbul'da, ikinci merkezimiz Bursa'da ve bulut müşterilerimiz standart olarak yedi gün geriye dönük yedekleme planına dahil.
Siber saldırılar ve iş sürekliliği riskleri şirketlerin yedekleme ve felaket kurtarma yatırımlarını nasıl etkiliyor?
Doğrudan etkiliyor, çünkü saldırganlar artık önce yedeği arıyor. Fidye yazılımı vakalarının ortak noktası, şifrelemeden önce yedek kopyaların hedef alınması. Yedeğini kaybeden kurum müzakere gücünü de kaybediyor. Bu yüzden biz aylık kopyaları değiştirilemez biçimde tutuyoruz. Saldırı sırasında bile dokunulamayan temiz bir dönüş noktası kalıyor. Farkındalık sorusuna dürüst cevap verirsem artıyor ama yeterli değil. Hâlâ yedeğini üretim verisiyle aynı ortamda tutan, yıllardır geri dönüş testi yapmamış çok kurum görüyoruz. Test edilmemiş yedek gerçek bir güvence sayılmaz. Kurumların kendine sorması gereken soru 'yedeğimiz var mı' değil, 'yedeğimizden kaç saatte geri dönebiliyoruz' olmalı.
Önümüzdeki dönemde Layer Sistem'in yeni yatırım, ürün ve hizmet planları neler?
Gündemimizde üç başlık öne çıkıyor. Veri merkezi tarafında İstanbul ve Bursa'daki kapasitemizi talebe paralel büyütmeye devam ediyoruz. Hizmet tarafında yedekleme ve felaket kurtarma ailesini derinleştiriyoruz; kurumların farklı saklama politikalarına ve replikasyon ihtiyaçlarına cevap veren seçenekleri genişletiyoruz. Üçüncü başlık yapay zekâ olacak. Müşterilerimizin yapay zekâ iş yükleri büyüdükçe, bu iş yüklerinin beslendiği verinin Türkiye'de güvenle tutulması ve işlenmesi için altyapı hazırlığımızı şimdiden yapıyoruz. Önce müşterinin ihtiyacını netleştirip altyapıyı ona göre kuruyoruz.
Türkiye'nin önümüzdeki 3-5 yılda yerli bulut ve veri altyapısı açısından nasıl bir konuma gelmesini bekliyorsunuz?
Türkiye bu dönüşümde geç kalmış değil, doğru noktaya doğru hızlanıyor. Üç ila beş yıl içinde veri egemenliğinin sözleşmelerde istisna madde olmaktan çıkıp varsayılan şart haline geleceğini, kritik sektörlerde verinin yurt içinde tutulmasının tartışma konusu bile olmayacağını düşünüyorum. Kendi bölgesine veri hizmeti veren bir Türkiye de hayal değil. Layer Sistem bu tablonun neresinde olacak? Biz ölçek yarışına girmeyi değil, Türkiye'de veri egemenliği denince ilk akla gelen bağımsız sağlayıcılardan biri olmayı hedefliyoruz. Büyüklüğümüzü ciroyla değil, kurumların en kritik verilerini bize emanet etme kararıyla ölçüyoruz. O güven büyüdükçe şirket de büyüyor.